Ahmet Altan – İsyan Günlerinde Aşk – kitap tanıtımı
Bu sayfada Ahmet Altan – İsyan Günlerinde Aşk hakkında tanıtım, özet ve alıntılar bulabilirsiniz. Bazı geceler, eskimiş Acem halılarının üstünde yürüyen karıncaların adım seslerini duyarak uyanıyordu. Yüzlerce yıl önce dağ köylerinin izbe odalarında
- Tür: Roman (Yerli)
- Yazar: İsyan Günlerinde Aşk
- Yaklaşık okuma süresi: 2 dakika
- Etiketler: Ahmet Altan – İsyan Günlerinde Aşk, ahmet altan – isyan günlerinde aşk konusu, ahmet altan – isyan günlerinde aşk oku, ahmet altan – isyan günlerinde aşk ozeti
Ahmet Altan – İsyan Günlerinde Aşk özetini roman (yerli) türünde eser arayanlar için derledik; içeriğin devamı aşağıdadır.
Bazı geceler, eskimiş Acem halılarının üstünde yürüyen karıncaların adım seslerini duyarak uyanıyordu. Yüzlerce yıl önce dağ köylerinin izbe odalarında dokunmuş, çiğnene çiğnene solgunlaşmış bu halıların üstünde yürüyen son canlılar olan ince belli, titrek eklemli, boğumları simsiyah parlayan karıncaların kimsenin duymadığı adım sesleri, Osman’ın zamandan ve dünyadan kopmuş durgun ruhunda içini korkuyla titreterek yankılanıyordu.
Bir zamanlar büyükannesinin, şehvetin en ıssız, en ücra köşelerine gidip oralarda insan etinin tadabileceği en keskin zevkleri aradığı geniş yataktan zorlukla iniyor, ayaklarını, sürekli çıtırtılarla eskiyen ahşap tabana basıp bir zaman bu pürtüklü serdikten güç almaya çabalayarak bekledikten sonra, kalkıp yorgun adımlarla odadan çıkıyordu.
Sırtında, dedesinden kalma, yer yer eprimiş, beyazlığını çoktan kaybetmiş uzun gecelik entarisiyle salona gidip bütün lambaları yakıyor ve orada görmeyi beklediği karıncaları değil, şeffaf ve kaygan bedenleriyle huzursuzca kıpırdaşan ölülerini buluyordu.
Zamanın mahpuslarıydı onun ölüleri, doğduklarında önlerinde uzanan zamanın içinde sanki onları hiçbir şey durdurmayacakmış gibi yürümüşler, ölüm önlerini Kestiğinde, doğumlarıyla ölümleri arasındaki zamana kısılıp kalmışlardı.
Geriye döndüklerinde doğumlarının ardına geçemiyor, ileriye yürüdüklerinde ölümlerinden öteye atlayamıyorlardı; artık sonsuza dek, doğdukları anla öldükleri an arasında dolaşmak zorundaydılar. İki kesin tarihin kıskacında donmuş ve hiç değişmeyecek olan hayat hikâyelerini anlatıp, her anlattıklarında yeni ayrıntılar, yeni olaylar ekleyerek değişmeyecek olanı sözleriyle değiştirmeye uğraşıyorlardı.