Araştırma-Eleştiri-İncelemeSiyaset

Oktay Sinanoğlu – Bye Bye Türkçe

Türk milletinin dili, Türkçe’dir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabile-cek bir dildir. Onun için her Türk dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır. Bizde Türk dili, Türk milleti için mukaddes bir hazi-nedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz hadiseler içinde ahlakının, ananelerinin, hatı-ralarının, menfaatlerinin, velhasıl bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde mu-hafaza olunduğunu görüyor.

Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir. ♦♦* Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inki-şafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil şuurla işlen-sin. ♦*♦ Ülkesinin yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.

Bir yaz günü uyuya kalmışım.

Kendimi, rüyamda önceleri epey vakit geçirmiş olduğum NevYork şehrinde buldum. Aradan uzun yıllar geçmiş, 2050’li yıllara gelmi-şiz. Broadway ‘den aşağıya yürüyüp meşhur Times meyda-nına vardım. Gözlerim âşinâ olduğum koskoca Amerikan sigarası, Amerikan arabası reklâmlarını arıyordu. Evet ge-ne o kocaman, dev bina büyüklüğünde reklamlar vardı. Fakat hayret, gözlerime inanamayıp bir daha baktım.

Bir ulu binanın tüm yüzünü kaplamış dev levhada, Türkçe ola-rak (!) Nefis Rize Çayı. îşte Hakiki Çay yazıyor. Yazının yanında lâle biçimli, ince belli, cam bardakta tavşan kanı bir çay resmediliyordu. Sadece en dipte küçücük harflerle İngilizce olarak Drink Real Tea eklenmişti. Caddede sağıma soluma bakınafak biraz daha iler-ledim.

Dükkânların isimleri dikkatimi çekti. Rahat Shoes, Dilber Giyim Fashions, Sultan Ahmet Leather, World Gezim gibi yansı Türkçe yansı İngilizce isimler çoğun-luktaydı. Bir de Türkçe Merkez lâfı, iyiden iyiye ingilizce Center sözcüğünün yerini almış görünüyordu.

Büyük, gör-kemli bir binanın üzerinde yanıp sönen ışıklarla Türkçe o1995 BİR NEW-YORK RÜYASI; “BYE-BYE” TÜRKÇE larak Alışveriş Merkezi yazılıydı. Car Merkezi, Flower Merkezi, Furniture Merkezi, Hair Merkezi,… merkezi de merkezi… Amerika’da her yanı bir merkez lafıdır kap-lamış gidiyordu.

Az ötede bir gazete dergi bayiine rastladım. Ameri-kan basın hayatında acaba nasıl değişmeler olmuş diye bir göz attım. Hatırladığım Amerikan dergileri yerine yepye-nileri çıkmıştı. Kağıtları daha parlak, renkleri daha canlı i-diler, ama garip, galiba hepsi Türk dergileri idiler, çünkü adlan Güncel, Hareket, Vurgu, Hanım kız, Görüntü gibi Türkçe adlardı.

Birkaç tanesini karıştırdım. Yoo, bunlar Amerikan, İngiliz dergileri idi. Ancak içlerinde kullanılan dil çok tuhaftı. Mesela, İngilizce güzelim Media lâfı du-rurken pek sık Basın-Yayın sözü geçiyordu. Bir de Türkçe Seçenek lâfına anlamlı anlamsız ne çok rastlanıyordu öyle. Pek açık seçik, keskin bir sözcük olmamakla beraber, İn-gilizce Alternative’t ne olmuş sanki.

Anlaşılan Ameri-ka’da Türkçe sözcükler kullanmak moda olmuş diye dü-şündüm. Acaba niye? Yoksa kullananlara Anglo-Sakson oldukları için bir aşağılık duygusu mu gelmişti? Nasıl o-lur? Daha yüzyıl önce büyük bir devlet olan Amerika’ya, onun da kökeninde olan eski İmparatorluk İngiltere’sine nasıl aşağılık duygusu gelirdi.

Belli ki bu Türkçe sözcük-lerle bazı yazarlar kendilerine bir üstünlük havası vermeye çalışıyor, bazıları da pek iyi kavramadıkları konularda halklarının anlamadığı yabancı Türkçe sözcüklerin arkasına saklanıyorlardı. 10 BİRİNCİ BÖLÜM:

MAKALELER Böyle düşüncelerle dolaşıp dururken yorulmuşum. Üstünde Jimmy’s Kahvehanesi yazılı, şemsiyeli masalan sokağa taşmış sakin bir yer gördüm, gidip bir masaya otur-dum. Gelen görevli Türk olduğumu öğrenince arsız arsız sırıttı, bir iki kelime Türkçe bildiğini gösterme çabasına girişti. Kola yokmuş, ithal malı soğuk bir Susurluk marka ayran getirdi. Ayranımı içip dinlenirken yandaki masalar dolmağa başladı.

Pek yer kalmamıştı. Tart? o sırada genççe, iyi gi-yinmiş, efendi görünüşlü, belli ki onurunu yitirmemiş biri masama yanaştı. “Afedersiniz yer kalmamış buraya otura-bilir miyim?” dedi. “Hay hay, buyurun” dedim. Oturdu. Kahvesi gelirken havadan sudan konuşmaya başladık. İr-landa asıllıymış. Anası babası kendisi okul çağındayken Amerika’ya göç etmişler, okuyup doktor olmuş. Bilimden, tıptan, sonrada edebiyattan epey sohbet ettik.

En sevdiği yazar 1970’lerde güzel sahne oyunları yazmış olan İrlan-dalı Brian FrieVmış. Onun Tercümeler adlı bir oyunundan bahsetti. İngilizlerin İrlanda’yı işgal ettiği zaman yaptıkla-rını temsil ediyormuş. Özellikle İrlandalıların kendi köklü, İngilizce’den çok daha eski, zengin dilleri Gaelik’i yok e-dip yerine İngilizce’yi koymakla İngilizlerin nasıl İrlan-da’yı sonsuza dek boyundurukları altında tutmak istedikle-rini anlatıyormuş.

O ara lâfa kanştım. “Özür dilerim ama bir şey soracağım. Buraların yabancısıyım; gelince dikka-timi çekti. Dükkân levhaları, dergi adlan falan hep Türkçe olmuş; Amerikan dilinde birçok Türkçe sözcük kullanılı11 BİR NEW-YORK RÜYASI; “BYE-BYE” TÜRKÇE yor. Kırk yıl önce gene gelmiştim. O zaman hiç böyle bir şey yoktu bu nasıl oldu?

Amerika’ya ne olmuş böyle?” de-dim. Biraz durdu, yüzünü hüzünlü bir ifade kapladı. “Ah sorma” dedi. “İrlanda’nın 150 yıl önce başına gelen şimdi de Amerika’nın başına gelmeye başladı. Şu farkla ki, bu sefer Türkler (Türk olduğumu fark etmemişti anlaşılan) aynı işi yaptırıyor. Biliyorsunuz 21. yüzyılın başlarında Bağımsız Türk Devletleri Topluluğu dünyada büyük bir ik-tisadi güç oluşturdular.

Kendi zengin hammadde ve neft yağı kaynaklarına sahip çıktılar. Yetiştirdikleri çalışkan ve atılgan gençlik kendi dil, tarih ve derin Asya kültürüne sarılıp ondan aldıkları manevi güçle bilim ve teknikte de çok ileri gittiler. Çeşitli Asya, OrtaDoğu ve Güney Amerika ülkeleri ile sıkı sınaî, ticarî ilişkiler, yeni gümrük birlikleri kurdular.

Onlar zenginleştikçe Avrupa ve Amerika gerile-meye devam etti. Biliyorsunuz, zaten 20’inci yüzyılın sonlarına doğru bu batı ülkeleri iyice bunalıma girmişti. Toplum hayatı, aile ve iş ahlâkları, insan ilişkileri kalma-mıştı. Zaten hep başkalarının hammadde kaynaklan ve tüketim pazarlanyla ayakta duruyordu. “Evet” dedim, “eğitim düzenleri ve gençlikleri de bozulmuştu.”

Devam etti: “Türk elleri zenginleştikçe, haysiyetlerine sahip çık-tıkça dünyadaki itibarları arttı. Her ülkede bol bol Türk TV dizileri, Türk filimleri seyredilmeye, her yanda avaz avaz Türk müziği duyulmaya başlandı.

Türkler batıdan öğren-cilere burs vermeye, kendi evrenkentlerinde okutmaya başladılar. Bunu yaparken öğrencilerin Türkçe öğrenmesiBİRİNCİ BÖLÜM: MAKALELER ni şart koşuyorlardı”.. “Evet” dedim. “Daha önce Japonlar da böyle yapmıştı”.

Yazar

BENZER İÇERİKLER

Faydasız Yazılar

Editor

APTALI TANIMAK

Editor

Maksim Gorki – Edebiyat Yaşamım

Editor
Yükleniyor....

İnternet sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz ve internet sitemize yapacağınız ziyaretleri kişiselleştirebilmek için çerezlerden faydalanıyoruz. İstediğiniz zaman çerez ayarlarınızı değiştirebilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku

Gizlilik ve Çerez Politikası