Kinyas Ve Kayra

Kategori: Roman

Kinyas Kayra ve HayatAsansör dördüncü katta durdu Kapısında 17 yazan daireyegirdik Tahmin ettiğim gibi evde çok az mobilya vardı Salonun duvarları fotoğraflar ve afişlerle kaplanmıştı Ortada eskiciden alınmış izlenimi veren ceviz yemek masası ucuz barlarda çıkması muhtemel kavgalarda hasarı önlemek amacıyla yere çakılmışçasına duruyordu Ve dört adet çelik sandalye tarafından kuşatılmıştı Yerlerde yüzlerce içki şişesi parkeyi bir halı gibi kaplıyordu Kapalı perdelerden pencerelerin çok uzun zamandır açılmadığı anlaşılıyordu Zaten havaya hakim olan keskin alkol ve tütün kokusu da bunu gösteriyordu Masanın üstündeki boş ve dağınık kağıtlar cesetler gibi birileri tarafından toplanmayı bekliyordu Ve salondaki en değerli eşya kağıtların yanında duran üç ayrı köşedeki abajurun ışığıyla hayat bulan olduğu yere kendini hiç de ait hissetmeyen ve benim çok eskilerden hatırladığım altın kaplamalı dolma kalemdi Hareketsiz bir süre ayakta kaldıktan sonra oturmamı 

işaret etti Çelik sandalye parkede yıllar önce üstünde birbirimize hayatı anlattığımız salıncağın kine benzer bir ses çıkardı O da karşıma oturdu Arabadan beri hiç konuşmamıştık ve hala sabahın dördünün o insana kendinden başka kimseyi dinletmeyen sessizliği evi işgal ediyordu Ayağının yanında duran bir votka şişesini alıp masaya koydu Gülümsedi İkimizin de Absolutle ilgili hikayeleri vardı Ve o an birbirimizi ne kadar uzun zamandır tanıdığımızı düşündüm Yaptıklarımızı yolculuklarımızı kavgalarımızı her şeyi Sol elini beline doğru götürdü Ceketinin arkasında kaybolan eli sandalyelerle aynı parlaklıkta olan bir cisimle geri döndü Dirseği masada bana doğrulttuğu bu çelik içinde 38 kalibrelik yaralama ve ölümler besleyen Smith ve Wesson ismindeki adamları fazlasıyla zengin etmiş kısa namlulu bir altıpatlardı Tabancanın topunda sarı sarı tebessüm eden kurşunları görebiliyordum Zaten sarıyı hep ölüme yakıştırmışımdır Öldüren ishalin sıtma sıcağının Azrailin dişlerinin sarısı Aklımdan geçenler bunlardı ancak şaşırmam gereken bir durum vardı karşımda Yirmi yıldan fazla bir süredir tanıdığım biri alnıma doğru silah uzatmış ve ölümümün doğal yollarla olmamasını sağlamaya çalışıyordu O da ben de yıllardır hiçbir şeye şaşırmadığımız için herhangi iki insanın ter banyoları içinde yaşayabilecekleri bir sahneyi ağlarını bininci kez tamir eden balıkçıların sakinliğiyle oynuyorduk Masadaki votka şişesini kendime çektim Kalbimin attığı yer olarak hesapladığım bölgenin önüne getirdim Çünkü yorulan kolu ve dolayısıyla silahın namlusu alnımdan kalbime inmişti Ve ben acaba Absolut şişesinin patlama sesini duyabilecek kadar zamanım olur mu diye düşünüyordum Aklımızdan geçenler birbirimiz için çoktan birer broşür haline geldiğinden ufak oyunumu anladı ve kendine has sırıtışıyla namluyu tekrar alnımın hizasına getirdi Suratımdaki bıkkın ifadeyle ben de koca bir yudum almak için şişeyi ağzıma dayadımBir zamanlar Absolut şişelerinin değişik modellerinin toplandığı bir katalog görmüştüm Ve dünyada kendine böylesi gereksiz işler yaratabilen insanlar varken neden bu denli işsizlik var diye düşünmüştüm Çünkü bir şişe ister kadın ister kova şeklinde olsun muhakkak bir deliğe sahip olması gerekiyordu Ve biliyordum ki gerçekte işe yarayan tek kısmı da oyduŞişenin dibinden şekilsizleşmiş komik yüzünü seyredip tekrar votkayla yıkadım boğazımı Gözbebeklerimi bulmaya çalışıyordu Ama siyah gözlerim buna hiçbir zaman izin vermemişti Sağ elini masanın ortasına bıraktığım şişeye uzattı ama sonra aklına birden kötü bir hikaye gelmiş gibi geri çekti Saatin sabahı kovaladığı ve yakalamasına çok az kaldığı bu zamanda içinde bulunduğumuz durum için bir açıklama beklemem gerekirdi Ama beklemiyordum Hayatımın öyle bir dönemini yaşıyordum ki hiçbir şeyi beklemiyor ve merak etmiyordum Ama yine de normalde sinir bozması gereken pozisyonun anlamını öğrenmek istercesine yüzüme bilgiye aç bir çocuk ifadesi yapıştırdımYutkundu ve konuşmaya başladı Sesi sıcak geceyi üzmeyecek kadar kısık ve beni üzmeyecek kadar da dürüst çıkıyordu Yaz Bizi yaz Her şeyin sonuna geldiğimizin kanıtı olan kitabı yazO kadar yavaş söylüyordu ki kelimeleri sanki her harfi çok uzaklardan bulup bin bir zorlukla getiriyormuş gibiydi Bu söylediğini elindeki silahtan ötürü bir emir gibi algılamam gerekirken ben daha çok bir yalvarış olarak misafir etmiştim zihnime Yanıt vermediğimi görünce devam ettiBak Kayra biz herkes olduk Kendimize en büyük acıları ve zevkleri tattırdık Ve artık ölüyoruz Bunu fark etmiyor musun En yukarıdan aşağı düşüyoruz Ve yeri öpmemize çok az kaldı Başladığımız yere dönmeden yani sermayemizde ve hafızamızda sadece ismimiz kalmadan hatırladıklarımızı yazacaksın Hayatın suyunu içtikten sonra bir gün işememiz gerekecekti Ve zihinlerimiz ölmeden önce bunu yapacağız İnsanlığımızı ahlakımızı dünyayı çok uzun zaman önce yok ettik Hissediyorum Şimdi sıra anılarımızda ve hayallerimizde Kafatasımızın içini süsleyen bütün bildiklerimizde Her geçen saniye eksiliyorlar Çok geç olmadan yazmalısınDuyduklarımla kendimi sarhoş ediyordum Bitirdiğini ağzını kapattığı zaman anladım Daha önce de konuşmuştuk yazma işini Ve ikimiz de bunun bizim için çok yorucu olacağını ve kimsenin hikayelerimizden bir anlam çıkaramayacağını çünkü kelimelerin yaşadıklarımızın ve düşündüklerimizin yanında altı aylık 

bebekler gibi kalacağını anlamıştık Ama şimdi karşımda bunu yapmak isteyen ve işbirliğine girmediğim takdirde kendi hayatı kadar değeri olmayan canımı almaya kararlı eski dostum oturuyorduO an çok yorgun olduğumu hissettim Kurduğu cümleler beni eskilere götürmüş ve verdiğim mücadeleleri aklıma getirmişti Sadece bunları yeniden düşünmek bile kendimi ölüm döşeğinde yatan bir yaşlı gibi hissetmeme yetmişti Ben yazmak istemiyordum Hiçbir şey istemiyordum Dünya üzerinde yapılacak işlerim bitmişti Düşündüğüm her şeyi denemiştim Şimdiyse sakin bir şekilde ölümü beklemek istiyordum Zihin yolculuğumun son aşamasındaydım Dünyanın en güzel sanat eserini yaratıp on dakika seyrettikten sonra yakan bir ressam gibi ben de keşfettiğim düşünce cennetimi tasfiye ediyordum İki aydır bunu yapmaya çalışıyordum ve bitmesine çok az kalmıştı En azından ben öyle düşünüyordum Sona erdiğinde ise beş yaşındaki bir çocuğa dönüşecektim Ve bu zaten çok büyük bir çaba gerektiriyordu Cehalete geri dönüşün cehaletten çıkmaktan çok daha zor olduğunu hafızamın rahatsız eden darbeleriyle anlamıştım Hatta belki yaratacağım yeni ve bomboş aklım sayesinde mutlu bile olabilirdimMutluluk Gözlerim ile beynimin arasından geçirdiğim son kavram o kadar saçma geldi ki bir tebessüm oturdu suratımın tam ortasına Ve şimdi Kinyas gelmiş bana yeniden yükselmemi söylüyordu Paraşütünü açmış bir adamdan uçağa dönmesini beklemek gibi Bütün bunları kendime tekrarladıktan sonra terk etmeye çalıştığım bana çok uygun bir yanıt verdim Düşündüklerimin tam tersini yapmakta ve söylemekte gerçek bir usta olduğumu kendime tekrar kanıtladım Zaten acıya ve yalana ne kadar dayanabileceğimi hep merak etmişimdir Aslında sadece birkaç yıl merak ettim çünkü bir gece aynaya baktığımda kıpkırmızı gözlerim bana bütün dünyayı ve iğrençliklerini hazmedebileceğini söylemiştiTamam Yazacağım Ama bil ki kan kaybeder gibi kelime kaybettim Son yazdığım kitabın üzerine yıllar bindi Ve bugünlerde sokakta ateş istemek için bile iki kelimelik konuşmayı kafamda derleyip toparlamam gerekiyor Provasız adımı bile söyleyemiyorum Unutma ki ölmekte olan bir zihni yeniden hayata çağırıyorsun Unutma ki Kayrayı uyandırıyorsunArtık votkadan rahatça içebilirdi Boynundan süzülen alkolün bir bölümünü midesine indirdi Silahı masaya koydu Kalemi alıp sağ elinin serçeparmağına bir K harfi çizdi Ve diğer parmaklarını da harflerle doldurdu Son iki harf için de kalemi sağ eline geçirip her gerçek solak gibi neredeyse felçli sayılacak kadar hakim olamadığı hareketlerle sol elinin işaret ve orta parmağını kullandı Yaptığı şey on beş yıl öncesine dayanan aramızdaki eski bir şakaydı Kalemi önüme doğru bıraktı Ellerini sıkarak yan yana masanın üzerine koydu Parmaklarına isminin harflerini yazmıştı KİNYAS Yirmi dokuz yaşındayım ve hatırladıklarımın hepsini yazıyorumNedenini bugün bile anlayamadığım bir değişim içindeydim Müzik zevkim orta çizgiden uçlara kaymıştı On dört yaşımdaydım ve üç yıldır en gürültülüsünden şarkılar dinliyordum Ve o zamanlar bile müzik dinlemek benim için bir boş zaman değerlendirmesi değil gerçek bir uğraştı Genellikle bulunduğum yerin karanlık olmasını sağlardım Müzik dinlerken bütün ruhumu notalara ve sözlere verebilmem için gözlerimi kapatmam şarttıDikkatli dinlemek için göz kapatmaya körlerin bizden daha iyi duyduklarını öğrendiğim zaman başlamıştım Ve o günlerden sonra hayatımın bütün karanlık koridorlarından geçerken de gözlerimi kapalı tuttum Daha iyi dinlemek daha iyi koklamak içinDinlediğimmüzik abartılı olmanın yanında uzun yıllar içinde oluşmuş bir felsefe ve hayat tarzı da içeriyordu Zaten bu bütün azınlık müziklerinin de iddiası olmuştur Toplumda bir konuya ilgi duyanların sayısı azsa derhal parçalanmaz bir kabuğun içine çekilip söz konusu kişiler çeteleşmeye başlar Sokaklarda birbirlerini tanıyıp bir sigara isteyebilmeleri için kollarına bacaklarına belirleyici aksesuvarlar takarlar Hep böyle olmuştur Parkalardan latekse kadar Ve dahil olduğum müzikal sınıf da hayatı diğer insanlardan farklı algıladığını düşünerek geriye kalan bütün müzik tarzlarını aşağılamaktaydı Müzikal militanlar olarak konserlere gitmek şarkı sözleri hakkında sabahlara kadar tartışmak bana büyük zevk veriyordu Bu tartışmalar daha sonra sahip olacağım ikna yeteneğimin oluşmasında büyük bir etken oldu Tahmin edileceği gibi sevgililerimi de bu cemaatten seçiyordum Futbol takımı taraftarlığından farksız o günlerde ölümü 

intiharı seksi varoluş nedenlerimizi şarkı sözlerinin beni içine ittiği havuzlarda düşünmeye başlamıştım Elbette ki bütün bahsettiğim kavramlar on dört yaşımda sadece kendimi tahriş etmeye yarıyordu Hiçbir sonuca varamıyor kendi doğrularımı yaratamıyordum Sadece düşünüyordumHatta vücudumu sadece belli bir duruş şekline getirdiğim zaman en verimli biçimde yoğunlaşabildiğimi fark etmiştim Odamda boş olan tek duvarıma dönük bir şekilde yere oturuyor beş dakika kadar hareketsiz kalıyordum Daha sonra sırtımı yere bırakıyordum Bacaklarımı duvara yaslayıp doksan derece açıyla duvar ve zeminin birleştiği köşeye bedenimi yapıştırıyordum Önceleri bacaklarım havaya doğru dik durduğundan daima hantal olan etim bazı ağrılar çekmişti düşünme hareketi yaparken Son pozisyon ise duvara yaslanmış olan bacaklarımla bağdaş kurmak oluyordu Böylece gözlerimi açtığımda beyaz badanalı tavanı ve uzun bir süre bakıldığında ansiklopedilerdeki gezegen fotoğraflarına benzeyen boya kabartılarını görüyordum Bir saate yakın aynı şekilde duruyor ve kendimi hayatı düşünüyordum Yoğunlaşma bazı sorularla başlıyordu Yaradılışımı geleceğimi çevremi insanların farklılığını duygularımın çeşitliliğini sorguluyordum Kendimi dinlemeyi öğrenmekti bu yaptığım Çünkü duyulabilecek kadar yüksek bir ses vardı içimde Bunu fark edince dünya üzerindeki bütün insanlar birden yok olsalar dahi yalnız kalmayacağımı anladım Çünkü ağzımdan çıkan başkalarının duyabildiği bir sesin yanında içimde yankılanan ve kimsenin varlığından bile haberdar olamayacağı başka bir ses daha vardı Demek ki kendimle diyalog kurabilir aynı konu hakkında yüksek sesle bir söz söylerken içimden de bambaşka bir cümle kurabilirdim Dünyayla aramdaki köprüyü ve kendime açılan kapıyı böylece keşfettimTabiibu aynı zamanda on dört yaşında bir çocuğun yalanı da keşfiydi Daha doğrusu hiçbir yalandan acı çekmemeyi öğrenmesiydi Yüksek sesle inanmadığım her şeyi anlatabilir içimden de İnanmayın bana Sakın inanmayın Hepsi yalan Ağzımdan çıkanı duymanız kolay Ama yapabiliyorsanız bunu da duyun diyebilirdimVe günde en az iki kez gerçekleştirdiğim kendimi dinleme seanslarımın bir çeşit meditasyon olduğunu sonradan öğrendim Belki de o günler ve o yoğunlaşmaların yüzünden kitaplardan hep nefret ettim Her şeyi kendim keşfedebiliyordum Kimsenin yol göstermesine ve hayal gücüne ihtiyacım yoktu Romanları edebiyattaki bütün eserleri bir dolandırıcılık sektörünün parçaları olarak görmeye başlamıştım Fikir satmak herkesin oturup düşündüğü takdirde erişebileceği kavramları şekillendirip ambalajlayıp pazarlamak herhangi bir sahtekarlıktan farksızdı benim için Dolayısıyla matbaadan çıkan kayda değer tek ürünün ansiklopedi olduğuna inandım İhtiyacım olan salt bilgiydi Ve o bilgiyi aldıktan sonra ne yapacağım sadece beni ilgilendirirdi Bir de gidip o bilgi karşısında X yazarın ne hissettiğini bilmem gerekmiyordu Ben yeterince hissediyordum Hatta bütün dünyaya yetecek kadarVe okumaya başladım Sözlükler ansiklopediler Düzenli olarak bunu iki yıl boyunca yaptım Ama o döneme sonra değineceğim Şimdilik gelelim müziğin ruhuma ve kendime giden yolda bana nasıl kılavuzluk ettiğine Öncelikle dinlediğim ve ilgilendiğim tarzın piyasada o yıllarda yeterince bulunmayan albümlerde saklı olduğunu düşünürsek hayli araştırma yapmak zorunda kaldığımı söyleyebilirim Özel arşivler küçük kulüpler eskiciler Kısacası on dört yaşında bir insanın girmesi zor olan yerlerin hepsinde aradığımalbümler beni bekliyordu Çabalarım bana bir hayat sunarken son derece normal ve başarılı olan gündelik sosyal hayatımı da öldürüyordu Zamanımı şehir delileri arasında geçirerek harcadığımdan ailemi ve şartların bana hediye ettiği arkadaşlarımı ihmal ediyordum O zamanlar yaşadığım ülkeden ayrılana kadar düşündüm dinledim okudum ve konuşmadımKimliğini taşıdığım ülkenin başkentine yerleşip herhangi bir okuluna devam etmeye başladığımda durum farklılaşmaya başladı Şartlar bana çok sayıda insan tanıştırdı Veben bunu engellemek için hiçbir mücadele belirtisi göstermedim Farklı olmak için mi farklıydım yoksa öyle mi doğmuştum –ki konuyu genlerin Tanrı olduğuna inanan biyokimyagerlere bırakıyorum–bilmiyorum ancak emin olduğum nokta tanıştığım kişilerle aynı durumlar karşısında aynı duyguları hissetmiyor oluşumdu Farklı olmanın ne anlama geldiğini sayıca az bir kitlenin dinlediği ve hayvanat bahçesine benzeyen şehirlerin en değerli türlerinin 

tükettiği bir müzik tarzını benimsediğim dönemlerde öğrenmiştim Ve sözkonusu farklılığın dışa vurulduğu gözle görülür kulakla duyulur hale geldiği takdirde ne kadar acı verebileceğini de görmüştüm Çünkü ilk gelecek linç girişimindeki yumruğu yemeden önce kendimi anlatacak ya da insanları kandıracak kadar zamanımın asla olmayacağını biliyordum Ve içimdeki haykıran sesi daha da güçlendirerek onun benim tek ruhsal denge kurucum olduğunu düşünmeye başladım İnsanlara yalan söylemek için açtığım ağzımdan dökülen pisliği içimdeki ses temizliyordu Birbirlerine gün ve gece kadar zıt olan iki sesin de aynı dudakların arasından çıkıyor olmasından rahatsız değildim Düşüncelerime ve beynimden geçenlere en yakın –en yakın diyorum çünkü hiçbir zaman tam anlamıyla düşüncelerimizi söylememize yetecek kelimelerin yeryüzündeki lisanlarda bulunmadığını uzun zaman önce anladım–cümlelerin ağzımdan çıktığı gün öldürülmüş olacağımı ya da yavaş yavaş yok olmamı sağlayacak şartların sözleşmiş gibi çevremde buluşacaklarını düşünüyordum Ve nefes alıp vermemi durduracak fiziksel bir hareket yapamayacağımı yani kendi dışımda herkesi rahatlıkla öldürebilecekken intihar edemeyeceğimi anladığım gün başkalarının ya da hayatın bunu yapmasını isteyeceğim ana kadar düşündüklerimi geldikleri yere geri yollamaya ve orada depolamaya karar verdim Ama bir arada durmalarının beynimde bir iltihap yaratacağını bilemezdim

Kitap hakkında soru sor

Yorumlar

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile