Tarih

Aydın Sayılı – Bilim Tarihi

Günümüzde ileri uzmanlığa doğru gidiliyor. Bu sebeple, büyük ve şümullü terkipler yapmak, olgu ve ayrıntı bilgisinden sıyrılarak kuş bakışı tetkiklere gitmek zamanımız temayüllerinin pek teşvik etmediği bir çalışma şeklidir.

Fakat diğer taraftan da bilimin ve bilimsel zihniyetin kamulaştırılması en zaruri ihtiyaçlarımız arasında bulunuyor ve bunun sağlanması yolunda gayret sarfedilmesi de bilimsel çalışma çerçevesi içinde önemli bir yer alıyor.

Bilimin yayılması ve kamulaştırılması ise bazen uzmanlık geleneğinden geniş ölçüde ayrılmayı gerektirmektedir, işte bu eseri kaleme alırken ben de böyle bir hizmeti kendime amaç edindim ve bu gaye dolayısıyla geniş bir terkip yapma teşebbüsüne atılmaya cesaret gösterdim.

Bilimin vatanı olmadığını ve olamıyacağını her şeyden önce takdir ediyorum. Fakat bu kitabı yazmakla, küçük ölçüde olsun, bir vatan hizmeti yapmış olabilirsem, bundan büyük gurur duyacağım. Atatürk’e karşı bütün bir milletin duyduğu derin minneti bir vatandaş ağzından ve kendi branşımda ifade etmek, onun bilimsel zihniyete tamamıyla uygun bulduğum ve doğruluğuna candan inandığım bir sözünü şerh ve tefsir etmek, diğer taraftan da,

bu vesile ile, önemine büyük bir inanç beslediğim bilim tarihi ile genç öğrencilerin ünsiyet kazanmalarına yardım etmiş olmak… Bütün bunlar bu eserin hazırlanmasına beni büyük bir cazibe ile bağlıyan âmiller olmuştur.

Bu eserin konusu ile olan ilgi ve ünsiyetimi büyük ölçüde Harvard Üniversitesi bilim tarihi profesörü Dr. George Sarton’a borçluyum ve burada kendisine teşekkürlerimi ifadeye fırsat bulmakla büyük bir zevk duymaktayım.

BÖLÜM I – BİLİMİN BAZI ÖZELLİKLERİ

Homo sapiens, yani insan türü, maymun akrabalarının bazı özelliklerinden sıyrılarak ve yeni vasıflar kazanarak insan haline geldiği zaman, aralarında yaşamak zorunda olduğu hayvanlardan görünüşte birçok bakımdan geride idi. Ne korkunç pençeleri, ne de parçalayıcı dişleri vardı. Kasları birçok diğer hayvanlarınki kadar güçlü değildi ve onların çoğuna nazaran tırmanma, atlama ve koşma yeteneği azdı. Fakat yeni türeyen insan türünün yaman bazı gizli silahları vardı ki, bunların arasında en önemlisi beyni idi. Bunun yardımı ile yalnız hayvanları alt etmekle kalmadı, doğal güçlere de egemen olmaya başladı.
İnsan kafası doğanın bildiği en gür, en doğurucu ve en verimli enerji kaynağıdır. Gerçekten insanda harcanan zihinsel enerji ile elde edilen sonuçlar birbirleri ile kıyas kabul etmeyecek derecede farklı olabilmektedir. Kafası sayesinde insan çok çeşitli ve engin başarılar göstermiştir. Bunların en göze çarpanı ve en göz kamaştıranı da kuşkusuz ki bilimdir.
Yıldırımı yıldırmış olan insan, yeryüzünde bulunan her şeyden yararlanmaya bakmış ve bilimi sayesinde zamanla, doğanın hemen her kuvvetini kendine köle etmiştir. Denizleri ve havaları istilâ etmiş ve düğme çevirmekle dünyanın en uzak köşelerini odasının içine getirmeye muvaffak olmuştur. Bilim adamı ancak ışık seneleri yardımı ile rakamlarla ifade edebildiği uçsuz bucaksız uzayı ne yapıp yapıp laboratuvarının duvarları arasına sokmuş, bilimsel ve teknolojik çalışmanın en son meyvelerinden olan elektron mikroskopları ile de görülemeyen molekül ve atomların her birinde dünyalar, âlemler bulunduğunu açığa vurmuştur.
İnsanın iç dünyasını ve dünya görüşünü, günlük yaşayışını, eski çağlara nazaran en frenlenmemiş muhayyileleri bile hayrette bırakacak kadar değiştirmiş olan bilim gerçekten insan türünün en büyük zaferi ve en baş döndürücü mucizesidir.
Bilimsel çalışma veya araştırma, insanların karşılaştıkları günlük durumların ortak gözlem unsurları halinde ve olgular şeklinde tahlil ve tesbit edilmesi, gözlemlenen olguların çoğaltılarak toplanması ve biriktirilmesi ve yığılan bu olgu kümelerinin rasyonel, düzenli ve sistemli bir şekilde birbirlerine bağlanmasıdır. Fakat bilimsel araştırmanın ele aldığı konular çoğunlukla daha önceden incelenmiş meselelerle ilgilidir; diğer taraftan da bilimsel çalışma çok zaman belirli bir konu üzerinde uyanan merakla harekete geçer. Tarifimizi buna göre biraz değiştirerek şu şekilde ifade edebiliriz: Bilimsel çalışma birikmiş ve sistemleşmiş bilgi ve açıklamalar yardımı ile yeni meseleleri ele almak, elde edilen ipuçlarına göre tahminler yürütmek ve bu tahminlerin doğru olup olmadığını yeni olgu ve gözlemlerle kontrol edip incelemektir.
Daha kısa bir ifade ile, bilimsel çalışmayı olguların ve olgular arasındaki ilişkilerin araştırılması, bilimi de sistemli ve bağlaşıklı bir bilgi kütlesi olarak tarif edebiliriz. Bilimsel sonuçlar, olgu ve olay bilgisinden başka, olgular arasındaki ilişkilerin bilgisidir. Bilimsel gerçeklerin temeli, genel olarak mükerrer gözleme elverişli bulunan ve olanaklı oldukça kontrol edilerek bilimsel bir şekilde gözlemlenmiş ve çoğunlukla yinelenmesi olanaklı olan olgulardır. Yasa ideal bilimsel açıklamadır ve ölçülebilir olgular arasındaki adedi ilişkiyi ifade eder.
Bilimsel yöntem olguların dikkatli ve tarafsız bir şekilde gözleminden ve bunlar arasındaki ilişkiyi tahmin ettikten sonra bu tahminlerin doğru olup olmadığını muhakkak surette yeni gözlemlerle kontrol etmekten ibarettir. Bilimsel yöntemin ana özellikleri bu kadar basittir ve doğru düşünmeyi emniyet altına almak bakımından insan için en doğal bir yöntemdir. Bununla beraber, uygulamada çoğunlukla olayların tahlili, olguların seçilmesi, bunların gruplandırılmaları ve gerekli sonuçların mantıksal şekilde çıkarılması, ondan sonra da bu sonuçların doğru olup olmadıklarının incelenmesi ve kontrolü yollarının tasarlanması ve bulunması hiç de kolay olmamaktadır. Bunu hakkıyla yapabilmek, ancak bilimsel düşünce ve disiplin içinde yoğurulmuş ve yeni meselelerle boğuşmakta ve olgularla başbaşa kalmakta mümarese kazanmış olmakla ve gerek kişisel tecrübelerden gerek başkalarının tecrübe ve bilgisinden büyük ölçüde yararlanmakla kabildir. Gerekli bilgi ve mümareseyi kazanmış olan gerçek bilim adamlarının sayısı nispeten küçüktür denilebilir.
Bilim epik eserler gibi, çok elden geçer, çok emek alır ve yavaş yavaş büyür, şekillenir ve tekemmül eder. Bilim tarihi gösteriyor ki, en küçük keşifler bile uzun yıllar hatta asırlar boyunca birçok bilginlerin ömürlerini tüketmeleri sonucunda meydana çıkmıştır. Bilimin ilerlemesi en keskin zekâların ve en kuvvetli muhayyilelerin çetin uğraşma ve didinmelerle ve elbirliğiyle kendilerini bu uğurda harcamalarını gerektirir. Edison’un yaklaşık olarak şu şekilde bir sözü var: Bilimsel dehanın ancak onda biri ilhamdır; geri kalan onda dokuzunu, dâhi, alnının teriyle kapatmak zorundadır. Bizde de bir atasözünde şöyle denmektedir: Allah, bilimi isteyene, serveti istediğine verir.
Bilim en ufak bir yanlışı dahi geçmez, affetmez. En küçük bir bilimsel sonuca varmayı sağlayan gözlem, usavurma, deney ve hesap çalışmaları zinciri ancak en zayıf halkası kadar kuvvetli olabilir. Bilimin sırları ancak kendisine iyice bağlı olanlara malûm olur. Bilime heves eden, ona bağlandığı ve bilimin elinde oyuncak mesabesinde kaldığı ölçüde daha büyük keşifler yapmaya ve daha önemli başarılar kaydetmeye muvaffak olur. Fakat diğer taraftan da, ömrünü bilim uğrunda tüketen bir dâhinin bilimsel eseri ancak daha ilerilere gitmek ve yeni sonuçlara varmak için bir basamak yerine geçer. Bilim adamının başarısı bilim meşalesini biraz daha ileriye götürerek onu yeni ellere teslim etmekten ibarettir.
Bilimin çok göze çarpan özelliklerinden biri, tek insanın önemsizliği ve acziyle, zamanla ortaya çıkarılan bilimsel başarının sınırsız büyüklüğü arasındaki oransızlıktır. Bunun nedeni açıktır; bilimsel faaliyet zaman, ulus, ırk, din ve dil sınırlarını tanımayan, matematiksel bir deyimle, bunların fonksiyonu olmayan bir çalışmadır. Bilim birdir. Birbirlerinden çok farklı çevrelerde bulunan, çok değişik inançlarda olan ve birbirlerinin dilinden anlamayan kimseler bilim alanında ister istemez birleşirler; birbirlerinden başka düşünmezler, düşünemezler. Bilim insanların en çok elbirliği ve işbirliği yapabildikleri bir çalışma alanıdır.
Dünyanın bir kıtasındaki bir ülkede lâboratuvarında veya kütüphanesinde sessizce çalışan bir bilim adamının başarısını dünyanın çok uzak başka bir köşesindeki diğer bir bilim adamı tamamlar ve bilim bu suretle ilerler. Bilimde ilerleme zincirini oluşturan keşif halkaları hep bir örs üzerinde dövülmez ve dövülemez de. Bilimsel çalışma gibi bilimsel çalışma sonuçları da bütün insanlığındır. Çeşitli dinlerin mâbetlerini hep aynı yıldırım siperleri korur; çeşitli inançlardaki kimseler hep aynı serumlara ve aşılara başvururlar. Bilim tek bir ulusa, kavme veya ırka mal edilemez. Bilimsel faaliyet tam anlamıyla insansal bir faaliyettir ve insanın mümeyyiz bir vasfını açığa vurur. Bilim bahsinde insanlar birbirleriyle uyuşurlar, aynı sonuçlara varırlar.
On yedinci yüzyılın başından beri sağlanan büyük ilerlemeler Avrupa uluslarının tam bir işbirliğiyle meydana gelmiştir. Hemen hemen her konuda yapılan keşiflerin başlamasında, tamamlanmasında, teessüs ve kabul aşamasına girmesinde başka başka milliyette, dinde ve mezhepte birçok bilim adamlarının adlarını yanyana buluruz. Bilimin yeryüzünde şimdi çok daha fazla yayılmış olması sonucunda, çağımızda birbirinden çok daha uzak bölgelerdeki bilim adamlarının birbirlerini daha büyük ölçüde desteklediklerini görüyoruz.
Ortaçağda,İslamiyette, hem muhtelif milliyetten hem de muhtelif dinden bilginlerin birbirleriyle tam bir işbirliği yapmış olmaları göze çarpar. Yakın Doğu’da Hıristiyanlar Müslümanlara Haçlı ordularıyla saldırır ve onlarla büyük bir bağnazlıkla boğuşurken, Hıristiyan dünyasının bilim adamları İslam bilginlerinin üstün biliminden yararlanma yolunu tutmuşlardı. Avrupa’da mezhep mücadeleleri en had devrelerinde iken bilim hiçbir cephe almıyor ve bilim adamları birbirleri ile işbirliği yaparak çalışmakta devam ediyorlardı. Savaştaki muazzam rolü göz önünde tutularak, bilim çağımızda harp için tam seferber bir hale getirilmiş ve bilimsel keşifler her iki tarafça da birbirlerinden şiddetle kıskanılmıştır. Fakat bu koşullar altında bile, dövüşen uluslar bilimsel bakımdan birbirleri ile işbirliği yapmaktan, birbirlerine yeni şeyler öğretmekten ve birbirlerinin eksiklerini tamamlamaktan kendilerini alamamışlardır. Bilimsel ilişki ve işbirliği ister istemez devam etmektedir.
Bilim adamları yalnız birbirlerinin keşfini tamamlamakla kalmazlar; aynı keşifleri birbirlerinden habersiz olarak da yaparlar. Birbirlerinden uzak bölgelerdeki bilim adamlarının birbirlerinden habersiz olarak aynı sonuçlara varabilmeleri bilimin çok önemli bir vasfını ortaya koyar; bilimsel sonuçların indî ve kişisel olmaktan uzak olduklarını ve çok genel ve olumlu nitelik arz ettiklerini beliğ bir şekilde ifade eder. Bu müstakil keşiflerin çağdaş oldukları, yani aşağı yukarı aynı zamanlarda ortaya kondukları hatta her zaman denecek kadar az zaman aralıkları ile yapıldıkları da olur.
Bilimin yüzünü ağartan bu müstakil ve çağdaş keşiflerin örnekleri bilim tarihinde yüzlerle sayılabilir. Birden fazla bilim adamı tarafından müstakil ve çağdaş olarak yapılan keşifler arasında pek önemli olanları vardır. Diferansiyel ve entegral hesap usulü, İngiliz Newton ve Alman Leibniz tarafından, logaritma da Iskoçyalı John Napier tarafından 1614’te ve İsviçreli Joost Bürgi tarafından 1620’de müstakil olarak bulunmuştu. Henry Briggs ile Edmund Gunther da yine müstakil olarak aynı konuda önemli tamamlayıcı sonuçlara varmışlardır. Avusturyalı Mendel tarafından bulunan ve 1866-7 de yayımlanan kalıtım yasaları bilim dünyasının dikkatini çekmeksizin kalmış ve aynı yasalar müstakil olarak De Vries, Correns ve Tschermak tarafından 1900’lerde tekrar aynen bulunmuştu. Böyle ile Mariotte, kendi adları ile anılan kanunu müstakil olarak bulmuşlardır. Priestly ile Scheele oksijeni 1774’te müstakil olarak keşfetmişlerdir.
Teleskop 1604’te Zacharias Jansen ve 1608’de Hans Lippershey ile James Metius tarafından müstakil olarak icadedilmiştir. Daha 1590’da yapılmış bir İtalyan modelinden de söz edilmektedir. Lippershey ile Metius’un ihtira beratları mevcuttur; Jansen’in teleskop icadetmiş olduğu oğlunun ileri sürdüğü bir iddiaya dayanır. Galile teleskopun icadını 1609’da işitmiş ve bu haber onu o kadar heyecanlandırmıştı ki, haberin ayrıntısını beklemeden kendisi de bir teleskop yapmaya koyulmuştu. Galile’nin teleskopu ondan önce yapılmış olanlara üstündür. Teleskopun ilk sistemli ve bilimsel kullanılışını da Galile’ye borçluyuz.
Bir keşfin birden fazla bilim adamı tarafından müstakil ve çağdaş olarak yapılması o keşfin değerini çoğaltır ve varılan sonucun doğru olduğuna kuvvetli bir kanıt oluşturur. Böyle keşiflerin ortaya çıkması bu keşiflerin yapılma sıralarının geldiğini, yani gerekli hazırlıkların tamamlanmış olduğunu gösterir. Çünkü bilimsel keşifler çoğunlukla birbirlerinin arkasına aşağı yukarı mantıksal bir şekilde sıralanırlar. Bununla birlikte, birbirleri arkasına mantıksal olarak sıralanan keşifler arasındaki zaman aralıkları için, doğal olarak, birşey söylenemez. Örneğin, kan dolaşımının keşfi için ilkin kalp ve damarlardaki kapakçıkların keşfi ve bunların görevlerinin anlaşılması gerekir. Fakat kapakçıkların keşfi ile kan dolaşımının keşfi arasında ne kadar zaman geçeceği hakkında şüphesiz ki hiçbir tahmin yürütülemez.
Aynı konular üzerinde çalışan bilim adamlarının aynı sonuçlara varmaları hayret edilecek bir şey olmadığına göre, bu sonuçlara birbirlerinden az zaman aralıkları ile varmaları bir ihtimal meselesi olur. Bundan dolayıdır ki müstakil ve çağdaş keşiflerin meydana çıkması bilimsel faaliyetin yoğunluğu ile beraber büyüyüp küçülür. Nitekim müstakil keşiflere son asırlarda eski zamanlara nazaran daha sık rastlanmaktadır. Çağımızda sarih ve muayyen bilimsel meselelerin çokluğu ve bilimsel çalışmanın büyük yoğunluğu dolayısıyla müstakil ve çağdaş keşiflerin pek sık belirmeleri beklenebilir. Bu vaziyeti bir dereceye kadar önleyen etken bilim adamlarının yaptıkları bilimsel araştırmalardan yayın yoluyla birbirlerini haberdar etmeleridir.

BENZER İÇERİKLER

Anonim – Ramayana

Editor

Kazım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz İstiklal Savaşı’nın İçyüzü

Editor

Fuat Bozkurt – Türklerin Dini

Editor
Yükleniyor....

İnternet sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz ve internet sitemize yapacağınız ziyaretleri kişiselleştirebilmek için çerezlerden faydalanıyoruz. İstediğiniz zaman çerez ayarlarınızı değiştirebilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku

Gizlilik ve Çerez Politikası