Roman (Yabancı)

Yazma Sanatı

Yazma Sanatı

“Yazmanın amacı para kazanmak, ünlü olmak, sevgili bulmak, sevişmek ya da arkadaş edinmek değildir. Sonuçta amaç, eserinizi okuyacak insanların hayatlarını ve kendi hayatınızı zenginleştirmektir. Amaç; uyanmak, iyileşmek ve başa çıkmaktır. Mutlu olmaktır, tamam mı? Mutlu olmak. Bu kitabın bir kısmı, belki büyük bir kısmı, benim yazmayı nasıl öğrendiğimle ilgili. Çoğu, sizin nasıl daha iyi yazabileceğinizle ilgili. Geri kalanı ve belki en iyi kısmı da bir izin kâğıdı gibi: Yapabilirsiniz, yapmalısınız ve başlayacak kadar cesursanız yapacaksınız. Yazmak bir sihir, her yaratıcı sanat dalı kadar ab-ı hayat. Su bedava. İçsenize.”

Stephen King’in bu yarı anı yarı kılavuz niteliğindeki muhteşem eseri bir yandan yazarın çalışma ve üretme süre cine ışık tutarken bir yandan da yazmak isteyenlere yol gösteriyor. Çocukluğundan kariyerinin zorlu ilk günlerine ve 1999’da geçirdiği ölümcül kazaya kadar King’le beraber yazarlığın engebeli yollarında yürüyeceksiniz.Yazma Sanatı, okuyan herkesi etkileyerek cesaret aşılayacak bir başyapıt.

Zanaata ilişkin bir günce Dürüstlük en iyi politikadır.

—Miguel de Cervantes

Yalancılar refah içinde yaşar. —Anonim

İlk Önsöz

Doksanlı yılların başlarında (1992 yılı olabilir ya iyi vakit geçiriyorsanız hatırlaması zor oluyor), çoğunluğu yazarlardan oluşan bir rock and roll grubuna katılmıştım. The Rock Bottom Remainders, San Francisco’lu bir yayıncı ve müzisyen olan Kathi Karnen Goldmark’ın zihinsel çocuğuydu. Grup gitarda Dave Barry, basta Ridley Pearson, klavyede Barbara Kingsolver, mandolinde Robert Fulghum ve ritim gitarda benden oluşuyordu. Ayrıca genellikle Kathi, Tad Bartimus ve Amy Tan’dan oluşan, Dixie Cups tarzı bir “fıstıklar” triyosu da kurulmuştu.

Grubun tek atımlık olması öngörülmüştü; Amerika Kitapçılar Konvansiyonu’nda iki gösteri yapacak, biraz gülecek, dört ya da beş saat boyunca boşa harcanmış gençliğimizi yeniden yaşayacak sonra da kendi yollarımıza gidecektik.

Öyle olmadı; zira grup asla tam anlamıyla dağılmadı. Birlikte müzik yapmaktan vazgeçemeyecek kadar hoşlandığımızı anlamıştık ve saksofon ile vurmalılarda birkaç “ringer” müzisyen (artı, ilk günlerde, grubun yüreğinde, müzik gurumuz Al Kooper) ile birlikte bayağı iyi de çalıyorduk. Dinlemek için para bile verirdiniz.

ya da E Street Band fiyatları değil de, eski tüfeklerin “konaklama parası,” dedikleri kadar bir şey belki. Grupla turneye çıktık, hakkında bir kitap yazdık (fotoğrafları karım çekti ve canı çektiğinde dans etti ki, canı da sık sık çekiyordu) ve bazen The Remainders, bazen de Raymond Burr’s Legs adıyla zaman zaman çalmayı sürdürdük. Elemanlar gelip gidiyorlar; klavyede Barbara’nın yerini köşe yazan Mitch Albom aldı ve Al artık bizimle çalmıyor, zira Kathi’yle geçinemiyorlar; ne var ki Kathi, Amy, Ridley, Dave, Mitch Albom ile benden, artı davulda Josh Kelly ile saksofonda Erasmo Paolo’dan oluşan çekirdeği hâlâ muhafaza ediyoruz.

Biz bu işi müzik uğruna olduğu kadar dostluk uğruna da yapıyoruz. Birbirimizden hoşlanıyoruz ve zaman zaman da, esas işimizle, insanların hep bırakmamızı söyledikleri gündüz işimizle ilgili konuşmalar yapma şansımız oluyor. Yazarız biz ve birbirimize asla fikirlerimizi nereden bulduğumuzu sormuyoruz; bu sorunun cevabını bilmediğimizi biliyoruz.

Bir gece Miami Plajı’ndaki bir gösteriden evvel Çin yemeği yerken Amy’ye hemen hemen her okurla buluşma toplantısının ardından gerçekleştirilen soru cevap bölümünde o güne dek kendisine sorulmamış herhangi bir soru olup olmadığını sormuştum; yazar çarpmış bir grup hayranınızın önüne dikilip sanki başkaları gibi iki ayağınızı pantolonunuzun tek bacağından sokmaya hiç çalışmamışsınız gibi davranırken cevaplama imkânı bulamadığınız o soru. Amy durdu, konuyu enine boyuna düşündü ve sonra da dedi ki, “Kimse asla dil hakkında soru sormuyor.”

Bunu söylemiş olduğu için kendisine derin bir minnet borcum var. O sıralar, bir yıldan uzun bir süredir yazma üstüne bir kitap yazma fikriyle oynayıp duruyordum, ama kendimi tutuyordum, zira kendi güdülerime fazla güvenmiyordum; yazma üstüne yazmayı niye isteyecektim ki? Söylemeye değer bir şeyim olduğunu düşünmeme sebep olan neydi?

Bu soruya verilecek kolay yanıt, bunca çok sayıda kurgu kitap satmış biri olarak, bu kitapları yazmak konusunda söylemeye değer bir şeylerimin olması gerektiği; ancak kolay yanıt her zaman doğru yanıt olmuyor. Albay Sanders tonlarca kızarmış tavuk sattı, ama birinin, ondan bunu nasıl yaptığını öğrenmek isteyip istemediğinden emin değilim. Eğer ben insanlara nasıl yazacaklarını söyleyecek kadar küstahlık edeceksem popüler olmayı başarmış olmaktan daha iyi bir gerekçem bulunması gerektiğini hissediyordum. Başka bir biçimde ifade etmem gerekirse, kendimi ya edebi bir gaz torbası ya da aşk sersemi gibi hissetmeme yol açacak bir kitap kısacık bir kitap bile yazmak istiyor değildim. Bu tür kitaplardan piyasada yeterince var zaten; teşekkürler, ben almayayım.

Ancak Amy haklı idi; kimse dil hakkında soru sormuyor. De-Lillo’lara, Updike’lara ve Styron’lara soruyorlar da popüler yazarlara sormuyorlar. Ne var ki, biz paryalar da, kendi alçakgönüllü yaklaşımımız çerçevesinde dil konusunda özenliyiz ve öyküleri kâğıda geçirme zanaatına tutkuyla bağlıyız. Bunu da, bu zanaata girdiğimde nasıl olduğumu, şimdi hakkında neler bildiğimi ve nasıl yapıldığını kısa ve yalın olarak aktarma çabası izliyor. Konu gündüz işim, konu, dil…

Bu kitap, çok yalın bir biçimde ve doğruca, bana yazmamın iyi olacağını söylemiş olan Amy Tan’a ithaf edilmiştir.

İkinci Önsöz

Bu kısa bir kitap zira yazma üstüne yazılmış kitapların çoğu zırva dolu… Kurgu yazarları ki, buna bu yazar da dahildir, ne yaptıklarını pek bilmezler; iyi olanı yaptıklarında nedense işler iyi gider de, kötü olanı yaptıklarında gitmez. Ben, kitap ne kadar kısa olursa zırvanın o kadar azaldığını fark ettim.

Zırva kuralının önemli istisnalarından biri William Strunk Jr. ile E.B. White tarafından kaleme alınmış olan The Elements of Style.™ O kitapta fark edilir miktarda zırva ya pek az var ya da hiç yok. (Elbette kısa bir kitap o da; seksen beş sayfasıyla bundan bile kısa). Hemen söylüyorum ki, hevesli her yazar The Elements ofSty-le’yi okumalı. Kompozizyon İlkeleri başlıklı bölümde bulunan 17. kural, “Gereksiz işleri bırak,” diyor. Ben de burada bunu yapmaya çalışacağım.

(l) Tarzın Öğeleri.

Üçüncü Önsöz

Bu kitabın başka herhangi bir yerinde doğrudan değinilmemiş bir kural da şu: “Editör her zaman haklıdır.” Öte yandan, hiçbir yazar editörünün bütün tavsiyelerine uymaz; zira hepsi de günahkârdır ve editörlükten beklenen kusursuzluktan uzaktırlar. Başka bir biçimde söylersek, yazmak insanca, editörlük tanrısaldır. Bu kitabın editörü, birçok romanımın da editörü olan Chuck Verrill… Ve Chuck, her zamanki gibi tanrısalsın.

-Steve

ÖZGEÇMİŞ

Mary Karr’ın anıları The Liars’ Clubw beni şaşkına çevirmişti. Yalnızca vahşiliği, güzelliği ve konuşma diline olağanüstü hâkimiyeti yüzünden değil bütünselliği yüzünden de; kendisi ilk yıllarına dair her şeyi hatırlayan bir kadın.

Ben öyle değilim. Tuhaf, inişli çıkışlı bir çocukluk yaşadım, çocukluğumun ilk yıllarında sık sık oradan oraya taşman ve (bundan tamamen emin değilim) ekonomik ve duygusal açıdan bizimle başa çıkamadığı için erkek kardeşimle beni bir süreliğine kız kardeşlerinden birinin yanına yerleştirmiş olan yalnız bir anne tarafından yetiştirildim. Belki de faturaları desteledikten sonra, ben iki, ağabeyim David dört yaşındayken tüyüp giden babamızın peşine düşmüştü. Eğer öyleyse, bu işi asla başaramadı demektir. Annem, Nellie Ruth Pillsbury King Amerika’nın ilk liberal kadınlarından biridir, ama kendi seçimiyle değil.

Mary Karr çocukluğunu neredeyse kesintisiz bir panorama olarak sunuyor. Benimki ise anıların ara ara yalıtılmış ağaçlar gibi görünür hale geldiği sisli bir kır manzarası… Hani insanı yakalayıp yiyecekmiş gibi duran ağaçlar…

Aşağıdakiler bu anılardan kimileri ve erginliğimin ve delikanlılığımın az biraz daha tutarlı günlerinden derlenen şipşak görüntüler. Bu bir otobiyografi değil. Daha çok bir tür özgeçmiş; bir yazarın nasıl biçimlendiğini gösterme çabam. Bir yazarın nasıl oluştuğundan söz etmiyorum; ister çevre koşullarıyla olsun ister şahsi iradeyle yazarların oluşturulabileceğine inanmıyorum (bunlara eskiden inanıyor olmama rağmen). Donanım orijinal paketle geliyor. Ancak bu donanım hiçbir anlamda sıra dışı bir donanım değil; ben, çok sayıda insanın yazar ve öykücülük babında az da olsa yetenekli olduğuna ve bu yeteneklerin güçlendirilip keskinleştirilebi-leceğine inanıyorum. Eğer buna inanmıyor olsaydım, böyle bir kitap yazmak boşa zaman harcamak olurdu…

{{ reviewsOverall }} / 5 Kullanıcılar (0 puanlar)
Bu yazının puanı
Yorumlar... Yorum ve puan bırak
Tarafından sipariş:

İlk yorum bırakan siz olun.

User AvatarUser Avatar
Doğrulandı
{{{ review.rating_title }}}
{{{review.rating_comment | nl2br}}}

Bu incelemenin henüz yanıtı yok.

Avatar
Daha fazla göster
Daha fazla göster
{{ pageNumber+1 }}
Yorum ve puan bırak

BENZER İÇERİKLER

TARAS BULBA ÖZETİ VE HAKKINDA NİKOLAY GOGOL

Editor

Meleklere İnanmak

Editor

G. Garcia Marquez ‘in Yaprak Fırtınası Romanında Sophokles ve Faulkner Tesirleri

Editor
Yükleniyor....

İnternet sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz ve internet sitemize yapacağınız ziyaretleri kişiselleştirebilmek için çerezlerden faydalanıyoruz. İstediğiniz zaman çerez ayarlarınızı değiştirebilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku

Gizlilik ve Çerez Politikası