Roman (Yerli)

Affettuoso

Affettuoso: Bir müzik parçasının, bir parça yumuşak ve duygulu bir biçimde çalınarak icra edilmesini temsil eden müzik terimi.

Yeni nesil Türk Edebiyatı’nın güçlü soluklarından biri olmaya aday, “Umut, Kadın ve Kristal Gül” romanıyla yazarlıkta, “Zerre” kitabındaki şiirleriyle de şairlikte kendisine yer edinen İlker Balkan’ın, “Yazın nereye gidiyor?” sorusuna verdiği yanıt olarak algılanabilecek, görsel bir şov “Affettuoso”. Öykünün, öykülemenin, üslubun ve tematik duruşun sınırlarının zorlandığı, kahramanlıklarla dolu bir derleme olan Affettuoso, size gelecekten, edebiyatın değişiminden örnekler sunuyor.

Kendi okurunu oluşturabilecek nadir kitaplardan biri olan Affettuoso, bu kapağın ardında sizi bekliyor…

***

Affettuoso: Bir parça yumuşak ve duygulu bir biçimde çalınarak.

A

AÇIORTAY

“ Tersten oku!”

“Yatroıça.”

“Kazan kaldırıyorum sana!”

“Bana?..”

“Evet, sana!”

“Neden?”

“Çünkü tersten okudun.”

“Ama sen istedin.”

“Öyle demedim ama.”

“Pekiyi, ne dedin?”

“Tersten oku, dedim.”

“Nasıl ki?”

“Şöyle ki: Ortay açı”

“Anladım…”

“Neyi?”

“Bana neden kazan kaldırdığını.”

“Nedenmiş?”

“Acıkmışsın.”

“Nasıl anladın?”

“Bölüşelim benimkini.”

AHLÂTIERBAA

Kapı komşumun diline dolanmış, efsunlu anılardan kaçmak istediğim için geldim kapınıza. Sanmayın niyetim oynamak ya da oyalamak değil sizi. Hem beni uzaklaştırmak

da nereden çıktı şimdi. Daha kapınızda rüştümü dehli ispat etmedim.

Durun, polise gerek yok. Zaten ben sevmem pek üniforma giymeyi. Mutfağım da düzenli değil zaten. Bana kalırsa kapınızın cilaya gereksinimi var. Çizilmiş, eşya mı aldınız yeni?

Kucağımda ufak bebek var desem. Sormayın, şimdi gösteremem. Çünkü karım dövüyor beni. Evlilikte şiddete maruz kalan çoğunluktanım ben de. İmam nikâhımız var canım, Allah’a şükür. Neden susuyorsunuz, bu bakışı beğenmedim.

Ama kovmayın beni. Bakın ben size yanlış bir şey söylemedim. Ama biraz daha anlayışlı olamaz mısınız? Kapının arkasında olduğunuzu biliyorum. İnanın bana, ben deli değilim. Ama karanlıktan korkarım yalnız. Bir de yalnızlıktan, gitmeyin. Hem bakın, ben sizi korurum, maazallah geceleri neler neler geliyor insanın başına. Memur beyler, merhaba…

AKSELEROMETRE

Doğrusu hiç beklemiyordum geleceğinizi. Tamam, tavaları tüm teferruatıyla hazır ettim etmesine de, yine de umudum yoktu pek. Belki biraz da tedirgin olmuştum pazarlık yapmamanızdan. Ama yine de çok sayıda deyince siz, ben de tek kişiyim ya, heveslendim doğrusu. Hazırlıkları bitirdim bitirmesine ama son ana kadar içimde garip bir heyecanla dolaştım hep. Siz gelince başladı ve artarak devam etti. Hani bir akselerometremiz olsa da, kalp atışlarımdaki artışı bir ölçseniz… Evet ağabeyler, yeni açtım ama bekârlıktan tecrübeliyim. Neyse, önce söyleyin bakalım, nasıl olsun melemenler?

AKŞAMCI

“Selamünaleyküm.”

“Aleykümselam.”

“Fikret sen misin?”

“Belki.”

“Nasıl belki?”

“Ne istedin?”

“Para için her iş yaparmışsın dediler.”

“Evet abi.”

“Bize cambaz lazım, anlar mısın bu işlerden?”

“Anlarım abi.”

“İki gecelik gereksin bize.”

“Neye abi?”

“Cambazlığa tabii.”

“İyi de, o ne abi?”

“Hani ipte falan yürüyenler var ya…”

“Ha, anladım abi. Sana da bir kadeh vereyim mi? Yusuf, bir bak bize!”

“Yok istemez, acelem var. Sen kabul ediyor musun teklifimi?”

“Neyi?”

“Cambazlığı tabii.”

“E, biz de kendi çapımızda akşamcıyız abi.”

“Yani.”

“Yusuf, bir bak bize!”

“E?..”

“Eeesi öyle abi.”

“Ne demek öyle.”

“Sen beni yürürken gördün mü hiç abi?”

“Görmedim.”

“Göremezsin de abi.”

“Neden?”

“Akşamcılar yürüyemez ki abi!..”

ALGORİTMA

Bu millet her şeyi yanlış yapıyor. Her şeyin bir adabımuaşereti vardı canım, ne bu böyle şimdi. Al hamburgeri, yanına koy patatesi, bir de büyük ilavesi… Yani büyük kola.  Eskiden böyle miydi, diye başladığımda kızıyor Mehmet hep bana. Niye canım eleştirmeyecekmişim? Önce mis gibi çorbanı içeceksin, sonra zeytinyağlını bir yiyeceksin, sonra sıcak yemeğim, et ya da tavuk yemeği, sonra pilav. Bak bu pilav meselesi zaten kendince çok önemli. Aslında pirinç pilavıyla bulgur pilavının yeri ayrı ama yemeğin arkasından, yemeğe göre karar vermek gerek. İşte ben de hep burada takılırım zaten. Her seferinde sorarım Mehmet’e, bulgur mu pirinç mi diye. O bilir çünkü her şeyi. Sorar, en ucuzu hangisi? Derim, bulgur ucuz ama pirincin de ucuzu var, kalan pilavdan da çorba yaparım ertesi gün. Tamam, der, pilav yap. Ah, nerede o eski sofralar şimdi. Bu millet her şeyi yanlış yapıyor, her şeyin bir adabı var canım…

“Hanım, hanııııım!”

“Ne var bey?”

“Nerde bu yemek yahu?..”

“Yemeğe para yok diye, cacık yaptım bey.”

BENZER İÇERİKLER

Hoşçakal İçimin Mavisi

Editor

Çılgın Türkler – Kıbrıs

Editor

Pembe ve Yusuf

Editor
Yükleniyor....

İnternet sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz ve internet sitemize yapacağınız ziyaretleri kişiselleştirebilmek için çerezlerden faydalanıyoruz. İstediğiniz zaman çerez ayarlarınızı değiştirebilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku

Gizlilik ve Çerez Politikası