Bilim & Mühendislik

Dereler ve İsyanlar

9786055513023Ve HES “meselesi” kitaplaştı

Türkiye kamuoyunun son dönemde en fazla tartıştığı konulardan HES’lerle (Hidroelektrik santraller) ilgili tüm merak edilen bilgilerin derli toplu yer aldığı ilk kitap ‘Dereler ve İsyanlar’ yayınlandı. Gazeteci Mahmut Hamsici’nin yazdığı kitapta HES’leri farklı yönleriyle ele alan bilgi bölümleri, Türkiye’de HES yapılan veya yapımı planlanan farklı yörelerden gözlemlerle HES karşıtlarının yaşam alanı mücadelelerinin hikâyeleri yer alıyor. Kitapta Türkiye’nin HES inşa edilen, planlanan yörelerinden Kastamonu; Sakarya; Düzce; Amasya; Tokat; Ordu; Giresun Çanakçı; Trabzon Tonya, Solaklı; Rize Salarha, Güneysu, Fındıklı, Senoz, İkizdere, Fırtına; Artvin Ardanuç, Şavşat, Murgul, Borçka, Macahel, Yusufeli; Erzurum Tortum, İspir; Tunceli; Antalya Üzümdere, İbradı, Gençler, Akseki, Sülekler, Alakır, Gökbük; Muğla Saklıkent, Yuvarlakçay’dan gözlemlerle bu yörelerde yaşayanların HES karşıtı, su ve yaşam hakkı mücadelelerine yer veriliyor. Bilgi bölümlerindeyse HES konusu genel bilgiler, suyun ticarileştirilmesi, HES’lerin yarattığı çevresel tahribat, ÇED raporları, HES’lerin tarım ve hayvancılığa etkisi, hukuk, enerji, küresel karbon ticareti ve HES’lerin sosyal etkileri başlıkları altında inceleniyor. Kitapta her yöreyle ilgili HES’lerin yarattığı çevresel tahribatı ortaya seren çarpıcı fotoğraflar da yer alıyor.

Üçüncü baskı için önsöz
‘Dereler ve İsyanlar’ın ilk baskısı, Anadolu’nun dört yanındaki HES çilesinin yavaş yavaş görünür olmaya başladığı bir dönemde yayımlanmıştı. Aradan geçen kısa sürede HES’ler ve HES karşıtı mücadeleler Türkiye kamuoyunun en önemli gündemlerinden biri haline geldi. Artık hemen hemen her hafta, herhangi bir büyük gazete veya TV kanalında bile HES’lerle ilgili yeni bir gelişmenin haberiyle karşılaşmak mümkün. Bunların bir bölümü HES’lere yapılan yatırımlarla, hükümet yetkililerinin konuyla ilgili açıklamalarıyla diğer bölümüyse halkın HES’lere karşı fiili ve hukuki mücadelesiyle ilgili. Aradan geçen zamanda hayat bizi yanıltmadı. Hükümet ve şirketler projeleri hayata geçirmek için hukuktan ‘güvenlik’ alanına akıl almaz uygulamaları hayata geçirir, HES yatırımlarına kredi yağmaya devam ederken ülkenin dört yanındaki mücadelelerse daha da yaygınlaştı ve ‘Canımızı veriririz suyumu vermeyiz’ şiarının ne denli gerçek olduğunu dosta düşmana gösterdi. Ve tabii ki muktedirlerin bu kararlılığa cevabı her seferinde daha fazla baskı oldu. Öyle ki inip kalkan jandarma-polis copları, soruşturmalar yetmezmiş gibi, kitlesel tutuklamalar ve katliamlar başladı. Hopalı devrimci öğretmen Metin Lokumcu 31 Mayıs 2011’de AKP’nin seçim mitingiyle aynı saatlerde Hopa’da gerçekleştirilen HES karşıtı eylemde polisin kullandığı biber gazı nedeniyle kalp krizi geçirerek öldürüldü. Bu eylem ve katliamı protesto amacıyla gerçekleştirilen diğer kentlerdeki eylemler nedeniyle onlarca kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi, eylemlerdeki polis şiddeti nedeniyle yaralananlar hatta felç bırakılanlar oldu. Bu önsözün yazıldığı sırada Trabzon Çaykara’dan Erzurum Tortum’a baskı ve tutuklama haberleri gelmeye devam ediyordu. ‘Dereler ve İsyanlar’a emek veren birçok dostumuz da bu şiddet ortamından nasibini aldı. Yani geçen zaman en genel ifadeyle safları netleştirdi. Artık çok basitçe söyleyebiliriz: Şimdi bir tarafta hükümet; yargısı, jandarması, polisiyle ‘kamu’ kurumları ve şirketler diğer tarafta ise hakları için mücadele eden ve vazgeçmeye niyeti olmayan halk var. Durum böyle olunca meselenin daha uzun süre gündemde kalacağını tahmin etmek zor değil. İlk baskıdan bu yana ‘Dereler ve İsyanlar’ (kardeş projesi Erkal Tülek imzalı belgesel film ‘Sudaki Suretler’le birlikte) bu mücadeleye habercilik kulvarından ses olmaya çalıştı. Kitabı yayımlarken bu çalışmayla devlet kurumlarının değil, yurttaşların gözüyle ‘çevre etki değerlendirmesi’ yapmayı, yaşanan ‘ekokırımı’ teşhir etmeyi, şirketlerin ve devlet kurumlarının projeleri yaşama geçirmek adına devreye soktukları türlü hukuksuzlukları ortaya sermeyi, üzerinde emekleri olmayan bir doğal kaynağı kullanarak gerçekleştirdikleri projelerle inanılmaz hızla büyüyen, büyüyecek, önemli bir bölümü AKP yandaşı sermaye gruplarının kimliği
hakkında ön fikir vermeyi, enerji bahanesiyle yaşama geçirilen santrallerin arkasındaki gerçek niyetleri anlamak üzere bir kapı aralamayı, HES’leri farklı açılardan ele alan özet ama bütünlüklü bilgiler vermeyi ve yaşam mücadelesi veren yerel halkın mücadele deneyimlerini paylaşıma açmayı amaçlamıştık. Umarız bu yolda faydalı olabilmişizdir. Geçen zamanda kitapla ilgili geri dönüşler yapan, beni Türkiye’nin dört yanına söyleşilere çağıran, tanıtımı için çaba gösteren hatta çantasında taşıyıp köy köy dolaşarak insanlara dağıtan tüm dostlara sonsuz teşekkürler.

Kasım 2011

Bir kitap, bin teşekkür…
Bu kitabı ortaya çıkarmak üzere yola çıkarken nehir tipi hidroelektrik santrallerinin (HES) kırsal kesimde ne kadar büyük bir sorun olduğunu biliyordum. Ama dürüstçe söylemek gerekirse sorunun tahminimden çok daha yakıcı olduğunu ancak ‘sahaya’ çıkınca anladım. “Ha suyumuz ha canımız”, “Ya su ya ölüm” gibi kalıpların geçtiği cümlelere yansıyan öfkeyi çözmek için önce suyun HES’lerin yapıldığı, yapılacağı yerlerde yerel halk için anlam ve önemini kavramak gerekiyordu. Bir buçuk ay süren alan araştırması bunu bana fazlasıyla
sağladı. Kitabın meramından kısaca bahsedecek olursam… Bu çalışmayla devlet kurumlarının değil, yurttaşların gözüyle ‘çevre etki değerlendirmesi’ yapmayı, Hint yazar ve aktivist Arundhati Roy’un tabiriyle yaşanan ‘ekokırımı’ teşhir etmeyi, şirketlerin ve devlet kurumlarının projeleri yaşama geçirmek adına devreye soktukları türlü hukuksuzlukları ortaya sermeyi, üzerinde emekleri olmayan bir doğal kaynağı kullanarak gerçekleştirdikleri projelerle inanılmaz hızla büyüyen, büyüyecek, önemli bir bölümü AKP yandaşı sermaye gruplarının kimliği hakkında ön fikir vermeyi, enerji bahanesiyle yaşama geçirilen santrallerin arkasındaki gerçek niyetleri anlamak üzere bir kapı aralamayı, HES’leri farklı açılardan ele alan özet ama bütünlüklü bilgiler vermeyi ve yaşam mücadelesi veren yerel halkın mücadele deneyimlerini
paylaşıma açmayı amaçladım. Bu kitap, teorik-politik analizleri değil, bir gazetecilik çalışmasını amaçladı. Bu beklentide olanları baştan uyaralım. Ayrıca tartışmalara ‘aman bu işe politika bulaştırmayalım, bu sadece bir çevre meselesi’ diyerek yaklaşanları da bu kitap tatmin etmeyecektir, belirtelim. Kitap, isyanları görünmeyenlerin sesi olmaya çalıştı. Ama buna rağmen HES’leri savunan kesimlerle de her gittiğim yerde görüşmeye çalıştım. Hatta daha yüksek düzeydeki insanların da görüşlerini almak istedim ki buna Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu da dahil. İlgili makamlarda telefonla ulaştığım kişilere açıkça ‘projeleri eleştiren bir çalışma hazırladığımı ancak kendilerinin de görüşlerine yer vermek istediğimi’ söyledim ama talebim kabul edilmedi. Tüm yaşanan baskı ve hukuksuzluklara karşın bazı insanları hedef haline getirmemek adına kimi yerlerde isim vermekten bilinçli olarak kaçındım. Loç Vadisi’nde çirkin ‘istihbarat raporuna’ imza atan mühendisten Giresun’da Derelerin Kardeşliği Platformu Dönem Sözcüsü’nü tehdit eden şirket sahibine kadar birçok ismi açıktan yazmaktan imtina ettim. Doğruluğu kanıtlanmamış bilgileri aktaranların ağzından iddia
olarak verdim. Bilgi bölümlerinde yer alan metinlerinse hepsi, kitabın sonundaki kaynakçada yer alan bilimsel çalışmalara ve bilim insanlarından hukukçulara konunun uzmanlarıyla yapılan söyleşilere dayalı olarak ortaya çıktı. Bu kitapta HES karşıtlığının haklılığını güçlendirmek adına tek bir dayanaksız bilgiye dahi yer verilmediğini söylemeliyim. Ve bu çalışma ortaya çıktıysa, öyle böyle değil, kalabalık bir topluluğun katkılarıyla ortaya çıktı. Hepsi de o kadar önemli emekler ki…

Yeni yolculuklarda görüşmek üzere…
Mahmut Hamsici
Kasım 2010

Derelerin çağrısı
Mahmut Hamsici derelerin isyanı ile yaşamın sesini yazıya dökmeye karar verdiğinde 2010’un ilkbaharı idi. Yazın karış karış gezeceğini söylemişti Anadolu’yu, gözleriyle görmeye kararlıydı canı yanan dereleri, yaşamın avuçlarından kayışına karşı duran insanları. “Öyle olmuyor” diyordu sevgili Mahmut, “anlatılanlar yetmiyor”. Kararlıydı, görecekti, yaşayacaktı, dinleyecekti ve ulaşabildiği her derenin sesini, yakarışını; dereleri, suları, yaşamları şirketlere devredilen yöre insanının mücadelesini, kenetlenme öyküsünü, mücadeledeki kararlılığını herkese, hepimize aktaracaktı.
İlk sohbetimizde ‘nereden başlanır, nasıl inleyen her dereye ulaşılır’ derken Anadolu’nun kuzeyinde Karadeniz’in en doğusunda rastlaştık bir gün, ertesi gün duyduk ki Erzurumda’ydı sonra sığla ağaçlarının candaşları ile buluşmaya Ege’nin en güney ucuna geçtiği haberi geldi, en son Munzur’a ulaştığını duymuştum.
Vadisinde HES yapılırken itiraz etmeyenle de, vadisine HES yaptırmamak için yaşamı pahasına mücadele edenlerle de, deresine HES yapılacağını henüz öğrenmemiş, hiç haberi olamayanlarla da söyleşecek, derelerin yakarışları ile halkın haykırışını yazıya dökecekti…

BENZER İÇERİKLER

Büyük Piramitler Bir Efsanenin Günlüğü

Editor

Schrödinger’in Kedisinin Peşinde /Kuantum Fiziği ve Gerçeklik

Editor

Küresel Isınma

Editor

Yorum bırak

* Bu formu kullanarak yorumlarınızın bu web sitesi tarafından saklanmasını ve yayınlanmasını kabul etmiş olursunuz.

İnternet sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz ve internet sitemize yapacağınız ziyaretleri kişiselleştirebilmek için çerezlerden faydalanıyoruz. İstediğiniz zaman çerez ayarlarınızı değiştirebilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku

Gizlilik ve Çerez Politikası
// load google analytics code if (($googleanalytics != '0') and ($googleanalyticscode)) { ?>