Roman (Yerli)

Hortum – Kod Adı C.e.y.d.a – 4

“Neler oluyor?” diye sordu. Bu kez sesi yitik çıkmıştı. Umarsız ve dibi boylamış gibi. Kemal rahat konuşabilmek için duvarın kenarına çekti. Onun da ruh hali, kızdan pek farklı görünmüyordu. Erkek olmanın avantajıyla ayakta durmayı başarıyordu sadece.

“Sedat Bey, lavaboya gitmek üzere sabah saat 03.55 sularında kalktığı sırada onu yatağında bulmuş…”

“Ama bu nasıl olur? O kadının, Sedat Bey’in odasında işi ne!”
Kemal, büyük bir sıkıntı içinde, iç çekti.

“Kimse bilmiyor” dedi. “Sedat Bey de buna yanıt veremiyor. Kadını ilk kez gördüğünü söylede sadece… Maktül, onun yatağında kanlar içinde bulundu Ceyda. Sen cinayet masasındansın, prosedürü sen herkesten iyi bilirsin.Tüm deliller Sedat Bey’in aleyhinde. Sen de gördün, gömleğinde kadının kanı var ve ne yazık ki deliller onu, birinci dereceden cinayet faili olarak gösteriyor”

“Bunun, olası dışı olduğunu biliyorsun değil mi?”

“Tanrı aşkına, bana bunu nasıl sorarsın! Öyle olmadığını herkes biliyor, ama kanıtlar ve deliller onun aleyhinde! Bu durumda polisin, başka nasıl davranmasını bekleyebilirsin ki!”

Sesi yüksek çıkmıştı. Ceyda, hışımla alnını duvara yapıştırdı. Gözlerine taşan yaşlara güçlükle engel oluyordu. “Lanet olsun!” diye söylendi, aynı anda duvara sert bir yumruk indirmişti. Öfkesine hakim olamıyordu. İkinci yumruğu indirmeye hazırlandığı sırada Kemal, onu tuttu ve kendine doğru çevirdi.
“Kızgınlığını anlıyorum Ceyda, ama böyle davranarak Sedat Bey’e yardımcı olamazsın!”

Ceyda, başını kaldırdı. Gözlerindeki ifade, aniden evrim geçirdi. Kemal haklıydı. Duygularına yenik düşerse, ona iyilikten çok kötülüğü dokunacaktı.

“Ona yardım etmeliyiz Kemal” dedi. Neredeyse ilk kez ona, adıyla hitap ediyordu. Kemal, odanın içine göz gezdirdi. Ankara Emniyeti olaya çoktan el koymuştu ve bu durumda onların söz hakkı olamazdı.

***

PARÇALANAN RUHLAR

Güneş; tepede yerini alırken martılar, günün ilk ışınlarını karşılamaya hazır, kıyıda yemek avına çıkmış, çıkardıkları sesler, dalgaların sesine vokal oluşturuyordu. Ceyda, marinada demirli duran muhteşem yatların ve teknelerin arasında duran, motorluya baktı. Beyaz bir balinayı andırıyordu. 12. 80 m boyunda,3 kamaralı Mercury dizel bir motor. Bordro, mavi bir şeritle boyanmış ve denizin yansımasıyla parlıyordu. “Bunu nereden buldun?” diye sordu gözlerini motordan alamadan. “Benim teknem desem, tabi inanmayacaksın.”

“Kesinlikle.”

“Haklısın, Allios’un yani büyük babamın.”

“Daha inandırıcı bir yalana, ne dersin?”

Numan, gülümseyerek elindeki çantayı motora attı ve kızın binmesine yardım etti. Ceyda, motora biner binmez çevresine bakındı. Gerçekten de inanılmaz güzel bir motordu. İçi, birinci kalite krem renginde deri kaplanmıştı. Dümeni ve ana panel, beyaza tezat kahve tonunda ahşaptı ve yeni verniklendiği her halinden belli oluyordu.

“Haydi dümene geç kaptan.” diye bağırdı Numan, bir yandan da halatı söküyordu. Ceyda, şaşkınlık içinde ona döndü. “Saçmalama, bunu kullanamam!”

“Helikopter kullanıyorsun öyle değil mi?”

“O başka.”

“İkisinin de dümeni var, bunun neresi başka anlayamadım?”

Yanma geldi ve kızı dümene doğru sürdü. Ellerinden birini dümenin üzerine, diğer elini de motora güç veren kolun üzerine koydu. “Tek yapacağın şu kolu yavaşça çekip, dümeni idare etmen hepsi bu.”

Ceyda, ani bir adrenalin seline kapıldı. Daha önce hiç tekne kullanmamıştı. Gözlerini denize odakladı ve kolu yavaşça kaldırdı. Motor büyük bir gürültüyle suyu çalkaladı. Hemen ardından yavaş yavaş bulunduğu yuvadan süzülmeye başladı. Ceyda, dümeni kırarken gözlerindeki adrenalin, kendini fazlasıyla gösteriyordu. “Müthiş bir duygu bu!” diyerek sevinçle haykırdı ve motora biraz daha güç verdi.

Tekne, özgür kalmanın avantajıyla suyun üzerinde hızlandı ve rüzgarı karşısına aldı. “İşte bu kadar!” diye haykırırken, doruğa çıkan heyecanına da yenik düşmüştü. Numan, gülümseyerek başını salladı. Gözleri kızın, ışıl ışıl parlayan yüzündeydi. Tekne, acemi ellerden kurtulup profesyonel bir kaptanın yönetimine girmenin özgüveniyle, denizin üzerinde hızlandı. Bir süre bu doğrultuda yol aldı. Sonunda ulaşmak istediği yere geldi. Ceyda, motorun hızını kesti ve dümeni çevirerek tekneyi, kayalara yakın bir yere doğru sürdü. Bu arada Numan, demir atmaya hazırlanıyordu. “Tamam başkomiser, daha fazla yaklaşma kayalara çarpabiliriz!” diye seslendi. Ceyda, motoru susturdu. Numan, aynı anda çıpayı suya indiren mekanizmayı devreye geçirdi.

Hava mevsimin en sıcak gününü yaşıyordu. On gün öncesine nazaran hava sıcaklığı neredeyse on beş derece birden yükselmişti. Mayıs’ın başlarında olmalarına karşın havanın bu ani değişimi, meteorolojiden çok iklim bilimcileri şaşırtmıştı. Numan, yüzmeye hazırlanarak keten şortunu çıkardı. “Yemekten önce biraz yüzmeye ne dersin?”

Bir an önce denize girmek için can atıyordu. Ceyda, bir ona baktı bir denize. Deniz, müthiş güzel görünüyordu. Güneşin ışıltısıyla flört ediyordu sanki. Keten pabuçlarını çıkarttı sonra hızlı bir şekilde üzerindeki şortu sıyırdı.

“Seninle, şu karşıda gördüğün kayalıklara kadar yarışacağız. Bakalım, iki ödüllü yüzücümüz amatör, yüzücüyü yenebilecek mi?” diyerek hemen ardından üstündeki penyeyi başmdan yukarı sıyırdı.

“Sen mi amatör yüzücüsün?” diye sordu Numan, şüpheyle bakarak “Sen kimi kandırıyorsun? Bugünü organize etmeden önce, hakkında küçük bir araştırma yaptım başkomiserim. Hani, ne kadar iyi yüzebiliyorsun, onu anlamak adına. Ama öğrendiklerim, beni korkuttu doğrusu.”

Ceyda, üzerinde tek parça mayosuyla karşısına dikildi.

“Seni korkutan bilgiler neymiş, söyle bakalım.”

Numan, gözlerini kızın muhteşem vücudundan alamadı. Kemal, onu şu durumda yakalamış olsa, kuvvetle muhtemel kendini denizin dibinde bulması uzun sürmezdi. Olumsuz düşünceleri zihninden hızla uzaklaştırarak kendini toparladı.

“Senin; Türkiye genelinde, üniversiteler arası yüzme yarışında hiç bir ödülü kimseye kaptırmadığın gibi.”

“O halde, bu yarış son derece adil bir olacak ha? Ben seni yenersem, balıkları sen kızartacaksın, ama yenilirsem o iş benim. Anlaştık mı?”

Numan, nedense kendini çok mutlu ve şanslı hissetti. Asla açığa çıkması olanaksız, yüreğinin derinliklerinde kilit altında saklayacağı tutkusuyla bir aradaydı ve düşlerde dahi yaşayamayacağı bir gün geçiriyordu. Onunla ilk karşılaştıkları o an ona, karşı garip bir tutkuyla kapılmıştı. Nedenini çözemediği ve analiz edemediği garip bir tutkuydu. Gözleri karşılaştığında, içinin çalkalandığını ve yüreğinin firar ettiğini hissetmişti. Neydi, onu bu kadar etkileyen ve ablukasına alan anlayamamıştı. Ancak, ondan etkilendiği gün gibi aşikardı. Sonra düşünün, kabusa dönüşmesi uzun sürmedi. Kemal’in, kıza karşı olan saplantısını öğrendiğinde ise bedeninin her santimine bıçak darbeleri inmişti. Ceyda’ya karşı olan duygularını, sonsuza dek benliğinin ve yüreğinin uçsuz bucaksız derinliğine gömerek kendince, arkadaşına ihanet etmekten kurtulmuştu.

Ceyda, teknenin tepesine çıkarak ona seslenince Numan, daldığı düşüncelerinden sıyrıldı. Kız, hissettiklerinden ve düşüncelerinden habersiz atlayış pozisyonunu aldı.

“Güneşin batmasını beklemiyorsun değil mi?”

Sesi havada patlamıştı çünkü aynı anda çivi gibi suya dalmıştı. Numan, bu mükemmel atlayışı izlerken hayranlığını bu kez saklamaya gerek görmemişti.

“Sen gerçekten de müthiş birisin Ceyda.”

Numan, hızlı ve güçlü kulaçlarla kısa zamanda ona yetişmişti ve neredeyse onu geçmek üzereyken neden sonra bundan vazgeçerek onun kazanmasını sağladı. Ceyda, kayalara çıktığı anda kazanmanın verdiği coşkuyla yerinde zıpladı. “Balıkları sen kızartıyorsun dostum.”diyerek, balık kızartma külfetinden kurtulduğu için sevincini dışa vurdu. Numan, kayalara çıkarken hala gözlerinde ona karşı duyduğu hisleri taşıyordu.

“Güzel, o halde tekneye kadar yeniden yarışalım ve bu kez kaybeden salatayı yapsın anlaştık mı?”

Ceyda, bunun adil bir anlaşma olduğuna karar verince. “Anlaştık.” diye yanıt verdi ve Numan’m suya atlamasını beklemeden yeniden balıklama atlayarak hızlı bir şekilde tekneye doğru yüzmeye başladı. Ama bu kez Numan, ondan önce tekneye çıkmıştı. Ceyda, açık ara mesafesine rağmen Numan’m ondan önce tekneye çıkması, az önceki kazanma hevesini kursağında bırakmıştı. Zira, Numan kasıtlı olarak kazanmasına izin vermişti. Numan’m yardımıyla tekneye çıkarken.

“Bana öyle geliyor ki az önce sen, kazanmam için kendini feda ettin!”

“Asla! Balıkları kızartmak bana zevk mi verecek sanıyorsun?”

“Belki de seni, zehirlememden korkmuşsundur kim bilir!

Numan, üstünü aceleyle giyerken “Bak bunda haklı olabilirsin işte.” diye yanıt verdi ve ardından merdivenlere yönelerek mutfağa indi. Ceyda, gülümseyerek giyindi ve peşi sıra mutfağa indi.

Numan, alışılmış tavırlar içinde balıkları una bulayıp kızartırken ara ara dönüp kızı izliyordu. Ceyda, ilk kez bıçağı eline alan acemi aşçılar gibi salatayı doğruyordu. Onu izlerken, içten içe gülmemek için kendini zor tuttu ancak tüm çabasına karşın içinde yaşadıkları yüzüne yansımaktan geri kalmadı. Ceyda, tuzu almak üzere elini uzattığında yüzündeki garip ifadeyi gördü ve kaşlarını çattı.

“Ne?”

Numan, hala yüzünde saklayamadığı gülümsemesiyle gözlerini kaçırdı, balıklarına döndü.

“Hiç… Hiç, yok bir şey.”

Ama Ceyda, elindeki bıçağı tahtanın üzerine bırakarak ona sert bir şekilde döndü.

“Seni, salata gibi kesmemi istemiyorsan söyle Niye gülüyordun?”

Numan, kızarmış balıkları servis tabağına yerleştirirken hala gülümsüyordu.

“Sen, gerçekten de yemek yapmayı bilmiyorsun. Yani, daha domatesin nasıl kesileceği konusunda bile fikrin yok.”

Ceyda, yeniden bıçağı eline alarak omzunu silkti.

“Domates, başka türlü nasıl kesilir ki! Hem ne fark eder, salata işte!”

Güvertede kurdukları masada, Numan’ın anlattığı olaylara gülerek neşe içinde yemeklerini yediler. Kız, uzun zamandan sonra ilk kez bu kadar rahatlamış ve şaşırtıcı bir şekilde geçmişi silmişti. “Gerçekten tekne, büyük babanın mı?” diye sordu birasını yudumlarken. Numan, bunun önemsiz bir konu olduğunu yansıtmaya çalışır gibi omzunu silkti.

“Ben aslen, Yunanlıyım. Büyük babam Girit adasından Büyük annemin ailesi, orada ateşelik görevindeyken taşınarak evlenmişler. Büyük babam armatör. Ailesi, önce bu evliliğe onay vermemiş. Sonrasında büyükbabam nasıl olduysa onları ikna etmeyi başarmış. Babam, Girit Üniversitesinde öğretim görevlisiydi. Annemi orada tanımış. Müthiş bir aşk yaşamışlar ve tabi ben orada doğdum, ama Üniversite sonrası İzmir’e tatile geldiğim bir dönemde İzmir’e aşık oldum ve oraya yerleştim. Polis akademisine giriş yaptım ve.. İşte öyle. Büyük babam ve ailem hala orada yaşıyor. Büyük babam, iki gün önce bir süreliğine geldi ve…”

Nedense Numan’ın yüz ifadesindeki ani değişime şaşırmıştı. Ailesinden söz ederken, büyük bir hüzün kaplamıştı gözlerini. Ve muhtemelen aile sorunları diye düşündü Ceyda. Bira şişesini ona doğru havada tutarak gülümsedi.

“O halde, büyük babanın teknesine içelim. O, olmasaydı şu an böyle bir ortamı paylaşamazdık öyle değil mi?”

Numan, belki de ilk kez bunun için büyük babasına minnet duydu. Ceyda haklıydı, o olmasaydı şu an, onunla karşılıklı bu fantastik düşü yaşaması olanaksızdı. “Haklısın…” dedi ve bira şişesini kaldırdı. “Büyük babamın teknesinin şerefine. Bize bağışladığı bu güzel gün için, ona minnettarım.” Yemekten sonra karşılıklı oturup tavla oynadılar. Sürekli yenilmek, bu kez kıza nasip olmuştu. Babasıyla satranç oynarken ,özellikle babasının ona yenilmesine kızıyordu ancak aynı tutumu bu kez sergilemekten kaçındı.

“Tekneyi açıklara alıp biraz dalmaya ne dersin?” diye sordu Numan kazanmanın hazzıyla.

“Harika bir fikir, bir daha böyle bir tekne kim bilir ne zaman elimize geçer… Fırsatı değerlendirelim.”

Ceyda; derin bir soluk alarak suyun dibine daldığında hemen ardından Numan onu takip etmişti. Havanın aydınlık olması suyun dibini rahatlıkla görmelerini sağlıyordu. Ceyda, eksantrik bir dünyanm içinde seyahat ediyor gibi hissetti kendini. Tarifsiz güzellikte bitkilerin, bin bir çeşit balıkların dünyasıydı su altı. Nedense, bu eşsiz güzellikteki büyülü masalsı dünyasında kendini, deniz kızı olarak hayal etti.Yeryüzünde şahit olamayacakları, Ütopik bir dünyada yüzüyordu. Numan, az ileride tıpkı onun gibi çevrenin büyüsüne kapılmış gibi bakıyordu. Ceyda, bir ara suyun yüzeyine çıkıp derin bir soluk aldıktan sonra yeniden, suyun dibine daldı ama bu kez suyun dibinde bulunan kayaların arasmda gezindi. O sırada Numan’da peşinden geldi. Bir süre kayaların çevresinde gezindiler sonra birden kayaların arasmda garip bir nesne fark ettiler. Aynı anda ikisi de, o yöne doğru yüzdü. Numan, elini uzatarak nesneyi, mikro kumların arasmdan aldığı anda panik içinde fırlatması bir olmuştu. Ceyda da aynı anda istem dışı, geri çekilmişti, ikisinin de gözleri fal taşı gibi açık, şaşkınlık içinde nesneye bakıyordu. Numan, Ceyda’ya yukarı çıkmaları için işaret verdiğinde, bu hızla gerçekleşti. Suyun yüzeyine çıktıklarında ikisinin de soluğu kesilmiş güçlükle nefes alıyordu. “O bir kadm bacağı mıydı?” diye sordu Numan, soluk soluğa. “Tanrım, gerçekten de ben farh bir balık cinsi sanmıştım.”

Ceyda, gördüğü şeyin şaşkınlığını kısa sürede üzerinden atmayı başardıktan sonra “Onu oradan almamız gerekiyor.” dedi. Numan, kızın ciddiyetinin farkına varmaya çalışırken hala soluyordu. Ama Ceyda, son derece ciddi görünüyordu. “Motordan plastik bir poşet alıp onu oradan çıkarmam lazım.” dedi ve Numan’m yanıt vermesini beklemeden motora doğru hızlı bir şekilde yüzmeye başladı.

Yeniden suya daldığında, bu kez elinde plastik poşet vardı. Numan, onu yalnız bırakmamak için aynı anda o da suya daldı. Ceyda, kesik kadm bacağını poşete koyduktan sonra Numan’la birlikte o yöreyi soluklarının yettiği kadarıyla araştırmaya devam ettiler. Elleri boş, suyun yüzeyine çıktıklarında, ikisi de hızlı bir şekilde soluk alıp veriyordu.

Motor, marinaya doğru hareket ettiğinde ikisi kurulanıp giyinmişti, izin günleri, buldukları keski bacakla birlikte son bulmuş oldu. Bu kez motoru, Numan kullanıyordu. Ceyda, hemen ötede yerde duran poşete bakarken, hala şaşkınlığı gözlerinden okunuyordu.

“Bunu, adli tıbba götürmemiz gerekiyor.”

Numan, ister istemez kızı tepeden tırnağa süzdü. Şu haliyle emniyete gitmesi ne derece doğru olurdu, bilemiyordu. Kızın üzerinde, bir penye ve neredeyse tüm bacaklarını ortaya çıkartan kısa bir şort vardı. Böyle bir görüntünün, mesai arkadaşlarını nasıl etkileyeceği hakkında büyük bir fikri oluşmuştu. Görsel bir şölenle; muhtemelen salyalar, zeminde gölcükler oluşturacak ve bunun gerisinde de, bir çoğunun rüyasını süsleyen imgeleri beyinlerinde kopyalayacaklarından da hiç şüphesi yoktu.

“Bana kalırsa, emniyete gitmeden önce eve gidip üstünü değiştir derim.”

Buna zamanımız yok Numan, bir an önce şu kesik bacağı adli tabibe ulaştırmak istiyorum.”

Onu ben yaparım, sen bu arada üstünü değişirsin.”

Ceyda, motoru sustururken sert bir şekilde ona döndü.

Ne? Benim bilmediğim bir sorun mu var emniyette de oyalama taktiğiyle zaman kazanmaya çalışıyorsun?”

Senin şu halinle gitmen durumunda o sorun, ister istemez seni bulacak Ceyda.”

Ceyda, Numanın bu sözlerine aldırmada motordan iskeleye adadı.

“Ne olmuş, emniyettekiler ilk kez şortlu bir kız görmüyor Numan.”

Numan motorun halatını bağlarken, elinde naylon poşetle arabaya doğru hızlı adımlarla yürüyen kıza baktı ve başını salladı. “Ne yazık ki daha önce, senin gibi birini görmediler Ceyda.” diye söylenerek kızın yetişmek üzere koştu.

Ceyda, arabayı emniyetin otoparkına çekerek Numan’la birlikte binadan içeri girdi. Numan, çok geçmeden düşüncelerinde ne kadar haklı olduğunu birebir yaşadı. Otoparktan başlayarak, binaya girene dek karşılaştıkları her polis; sivil ya da üniformalı, kıza dönmekten kendini alamamıştı. Onu çok iyi tanımalarına karşın, bakışlarındaki hayranlık ve arzu dolu ifadeyi, özgürce yansıtmaktan hiç biri kaçmmadı. Ceyda, üzerine odaklı bakışlara aldırmadan nemli saçlarmı, kulaklarının arkasma atarak yoluna devam etti. Emniyet Binasının kapısmdan henüz girmişti ki danışmadaki memurlardan biri ona seslendi.

“Başkomiserim bir dakika”

Ceyda, bunun üzerine yolundan şaşıp danışmaya yöneldi.

“Evet…?”

“Başkomiserim bir misafiriniz var.”

Ceyda, kim olabileceği hakkında kısa bir an düşündükten sonra. “Nerede?” diye sordu hemen. Danışmadaki memur, saygılı bir tavırla. “Onu, bekleme salonuna aldık efendim.” diye yanıt verdi. Ceyda, poşeti Numan’a uzatarak “Seninle adlı tıpta buluşalım.” dedi ve bekleme salonuna doğru yürüdü. Salonun kapısından içeri girdiği anda kısa bir şok geçirdi. Aynı anda misafiri de ayaklanmıştı. Ceyda, gülümseyerek başını salladı. Üzerinde, boyunu ortaya çıkaran koyu krem renginde bir takım vardı. Lacivert gözlerine yakışan ve neredeyse aynı tonda gömleğinin üzerinde bu kez, nedense kravat takmamıştı. Gözlerine tezat, siyah saçları ise ensesindeydi.

“Selçuk!”

Gözlerine inanamıyordu. “Tanrım gerçekten de sensin!” Selçuk, gözlerini kızdan ayırmadan ona doğru yürüdü.

 

{{ reviewsOverall }} / 5 Kullanıcılar (0 puanlar)
Bu yazının puanı
Yorumlar... Yorum ve puan bırak
Tarafından sipariş:

İlk yorum bırakan siz olun.

User AvatarUser Avatar
Doğrulandı
{{{ review.rating_title }}}
{{{review.rating_comment | nl2br}}}

Bu incelemenin henüz yanıtı yok.

Avatar
Daha fazla göster
Daha fazla göster
{{ pageNumber+1 }}
Yorum ve puan bırak

BENZER İÇERİKLER

Yedi Kartal Efsanesi & Zülfikar’ın Hükmü

Editor

Osmanlı’ya Atılan İftiralar – Serhat Arvas

Editor

İmza: Kızın

Editor
Yükleniyor....

İnternet sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz ve internet sitemize yapacağınız ziyaretleri kişiselleştirebilmek için çerezlerden faydalanıyoruz. İstediğiniz zaman çerez ayarlarınızı değiştirebilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku

Gizlilik ve Çerez Politikası