Kitap Özetleri

TOLGONAY ANA’YA VE MÜCADELECİ, SEVGİ DOLU KADINLARA SELAM OLSUN!

 

 

toprak ana görseller ile ilgili görsel sonucu

 

“Yeri gelmişken, benim anladığım gerçek mutluluğun da bir raslantı sonucu olmadığını, yaz yağmuru gibi birden bire başımıza düşmediğini söylemeliyim. Gerçek mutluluk, yavaş yavaş, azar azar gelir ve bu bizim hayata bakış açımızla, çevremizle, çevremizdekilere karşı davranışımızla doğrudan doğruya ilgili ve orantılıdır. Mutluluk, birbirini tamamlayan ufak tefek şeylerin birikmesinden doğuyor.” ( 22.s.)

 

 

Kitabın Adı: Toprak Ana

Yazarı: Cengiz Aytmatov

1.Basım: 1995

52.Basım Ötüken Neşriyat A.Ş.

134 Sayfa

Okuma tarihim: Şubat 2020

 

Özet:

 

“Cengiz Aytmatov, Toprak Ana romanında erkekleri askere alınan bozkırın ortasındaki bir Kırgız köyünde geride kalanların çektiği sıkıntıları anlatıyor. Eldeki yetersiz yiyeceğin muhtaç olandan başlanarak dağıtılması, dört gözle beklenen hasat zamanları, umutların hasat zamanına ertelenmesi, savaş yüzünden ürünün hemen hepsinin merkezden istenmesi, boşa çıkan umutlar, yine açlık, sefalet, bir yandan cepheden gelen ölüm haberleri, umutsuz bekleyişler, savaşın uzun sürmesi üzerine aşağı çekilen cepheye çağrılma yaşı, anaların evlatlarını bir bir askere göndermesi, ayrılıklar, gözyaşları… Yani tek kelimeyle ve bütün zulmetiyle; savaş. Cengiz Aytmatov, o her zamanki berrak ve akıcı üslubuyla bizleri, adeta insanları öğütür gibi harcayan savaş düzeninin yarattığı trajedilerle sarsıyor.”

                                                                                       

 Kaynak: Kitabın arka kapağı

 

        TOLGONAY ANA’YA VE MÜCADELECİ, SEVGİ DOLU KADINLARA SELAM OLSUN!

                                 

  ”  8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne binaen bu yazımı, yüreğinden sevgiyi eksik etmeyen mücadeleci,emektar kadınlara ithaf ediyorum.”

 

 

   Toprak Ana, sanırım en kısa sürede okuduğum bir eser olması yönüyle benim için ayrı bir yere sahip. Elinizden düşüremeyeceğiniz akıcı anlatımıyla, konusuyla ve insanı sarsan satırlarıyla okunmaya değer bir eser… 

   Gün Olur Asra Bedel, Selvi Boylum Al Yazmalım, Beyaz Gemi gibi daha birçok değerli esere imza atan kalemi güçlü Cengiz Aytmatov, bana bir ilki daha yaşattı. İlk defa bir romanı gözyaşları içinde okudum. İtiraf etmekten çekinmiyorum çünkü hepimiz önce insanız. Kimileri abarttığımı düşünebilir ama bir kitabı okurken o kitabın size hissettirdiği duygular ve o kitapla kurduğunuz bağ çok önemli. Toprak Ana, bir yandan sarsıyor bir yandan ruhunu okşuyor bir yandan da güçlendiriyor okurlarını. Dirençli kılıyor yaşamın zorlukları karşısında.

    Savaşın, açlığın, sevdiklerini kaybetmenin, kendi kendinle savaşın açtığı derin yaraları iyileştirmeyi öğretiyor.  Âşık olmanın, sevmenin, yaşadığın toğrağın, dayanışmanın, sabrın, umudun ve daha birçok güzel duygunun sayfalardan yüreğine aktığını hatta kazındığını hissediyorsunuz. Cengiz Aytmatov, duygu yüklü ve sağlam kalemiyle, zengin yüreğiyle, yaşadığı hayatın zorlukları ve kültürüyle sarıp sarmalıyor sizi. Betimlemeleriyle, kullandığı anlatım teknikleriyle( iç konuşma, geriye dönüş…), etkili diyaloglarıyla teknik yönden de güçlü bir eser sunmuş okurlara.  En önemlisi de roman boyunca başkahraman Tolgonay’ın –Tolgonay Ana- yine bir başkahraman olan Toprak Ana ( toprak) ile konuşması, dertleşmesi ve ondan güç alması bana göre. Toprak Ana ve Tolgonay Ana’nın insanı ısıtan, merak uyandıran sohbetlerine ortak oluyorsunuz:

 

       “-  Selamünaleyküm sevgili tarlam! dedi yavaş sesle.

         – Aleykümselam Tolgonay. Yine geldin demek ? Görüyorum, biraz daha yaşlanmışsın, saçların bembeyaz olmuş…

          – Evet,  güzel toprağım, yaşlandım. Ee, aradan bir yıl daha geçti ve sen bir hasat daha verdin. Biliyorsun, bugün ‘Ölenleri Anma Günü’…” (8.s.)

 

          Böyle başlıyor Tolgonay Ana ile Toprak Ana arasındaki sohbet ve dertleşme. Toprağına bağlı olan Tolgonay, en yalnız ve en yaralı zamanlarında yine toprağından güç alıyor. Sevincini, kederini, geçmişini onunla paylaşıyor. Kocası Suvankul’la nasıl tanıştığını, çocukları Kasım, Maysalbek ve Caynak’ın dünyaya gelişlerini, Kasım’ın Aliman’la evliliğini ve daha birçok şeyi toprağına anlatır. Yeri gelir ona sitem eder. Yeri gelir ondan güç alır. Yeri gelir kızgınlığını haykırır:

         “ … Kara toprak, sevgili Toprak Ana, hepimizi sinesinde barındıran sensin! Bizlere mutluluk vermeyeceksen neye yarar senin Toprak Ana oluşun? Dünyaya niçin geliyoruz? Biz senin çocuklarınız, bize mutluluk ver, bizi kıl Toprak Ana!” ( 14.s.)

 

          Tolgonay güçlü bir karakter. Tabii kocası Suvankul ve çocukları da… Birbirlerine bağlı oldukları kadar, ekip biçtikleri, üzerinde yaşadıkları, iyi kötü günlerini bağrında saklayan topraklarına ve o toprağı paylaştıkları insanlarara da sevgiyle bağlıdırlar. İyi günde kötü günde hep dayanışma içinde oldukları köydeşleriyle savaşın yarattığı acıyı, açlığı ve her türlü güçlüğü ve en önemlisi de umudu paylaşmışlardır. Birbirlerinden güç almaktan, yardımlaşmaktan, sevdiklerini kaybetmenin derin kederiyle baş etmekten vazgeçmemek için mücadele ederler. 

        “… Hayat çok zordu, eskisine hiç benzemiyordu. Açlık, her kapıya gelip dayanmıştı. Bütün bunlara rağmen son gücümüzle tarlayı işlemekten, olabildiğince ürün devşirmekten geri kalmadık. Kimilerini tatlı sözle, kimilerini sert çıkışlarla yola getirdik… Öyle günlerde belli oluyordu insanın iyisi ve kötüsü. Ben yine de her zaman köyümüz insanlarını yerlere kadar eğilerek selamlamaya hazırım. Çünkü, dağılmadılar, her şeye rağmen dayanışmayı bırakmadılar ve gerçek birliği gösterdiler…” ( 52.s.)

          Toprak Ana her sayfasında hem geçmişe ışık tutuyor hem de bugünün insanına sesleniyor.  Savaşın ne kadar yıkıcı olduğuna, her şeyi yok ettiğine, umuda, birlik olmaya ve her türlü zorluğa dayanmayı öğrenmeye dair çok önemli mesajlar veriyor. Kırgız yazar Cengiz Aytmatov, insanoğlunun zorlu yaşam mücadelesini, gerçekçi ve duygu yüklü bir anlatımla gözler önüne seriyor. Tolgonay Ana, Suvankul ve çocukları Maysalbek, Kasım, Caynak ve gelinleri Aliman’ın birbirlerine olan sevgi ve bağlılıklarını; Tolgonay Ana ve gelini Aliman arasındaki sevgi, bağlılık ve dayanışmayı duygulanarak okuyorsunuz. Bu yoğun duygularla çeviriyorsunuz kitabın sayfalarını. Kahramanların yaşam mücadelesi, birbirlerine bağlılıkları, acıları, sevinçleri, umutsuzlukları hem ilham kaynağı hem de rehberiniz oluyor.

       “… bir ananın mutluluğu, milletinin mutluluğundan doğuyor, aynı kökten olan ağacın dalları gibi bir kökten geliyor. Kaderi de onun kaderiyle bir oluyor. Çektiğim bütün acılara, hayatın bana indirdiği korkunç darbelere rağmen bugün de bu düşüncedeyim. Ne olursa olsun, milletim yaşıyor, ben de yaşıyorum…”( 28.s.)

      Tolgonay Ana, sevda yüklü: Hayat arkadaşı Suvankul’a, oğullarına, gelini Aliman’a, evine, toprağına ve umudunu asla kaybetmemeye… Her acı da acısını yaşayıp hemen ayağa kalkabilmeyi ve hayat mücadelesine kaldığı yerden devam edebilmeyi başarıyor. Sevda yüklü yüreğinden, mutlu geçen günlerinden, toprağından, o toprağı paylaştığı köydeşlerinden güç alıyor ve çevresindekileri de güçlendiriyor.

    “… Evlatlarım, gece gündüz durup dinlenmeden çalıştılar. Yakınlarımı, canlarımı böylesine zora soktuğuma, dayanılmaz işlere sürdüğüm için de pişman değilim. Böyle yapmasam, acılara, korkulara dayanamaz, ezilirdik: Evin üç erkeği cephedeydi. Bunları düşünmeden edemiyorduk…”( 53.s.)

       Bu değerli eseriyle Cengiz Aytmatov, hem geçmite çekilen acıları, savaşın yarattığı yıkımı, insanların verdiği mücadeleyi gözler önüne seriyor hem de günümüz insanına önemli mesajlar veriyor: Savaşın yarattığı yıkıma, can kayıplarına ve insanların verdikleri yaşam mücadelesine; sevgi, sadakat, azim, sabır gibi duyguların ne kadar değerli olduğuna dair çarpıcı mesajlar var.

       “ … Savaş her şeyi, kimsenin gözünün yaşına bakmadan yutup yok ediyordu: Hayatı, işi, hürriyeti, hatta çocukların bir kaşık çorbasını yalayıp yutuyor, en küçük bir buğday tanesini bile doymak bilmeyen midesine indiriyordu…”( 79.s.)

        Günümüzde de çeşitli coğrafyalarda savaşlara sahne oluyor. Yine oyunlar oynanıyor ve yine yok olup giden, harcanan insan oluyor. O toprağın insanları ve o topraklara barışı getirmek için orada bulunan gencecik askerler can veriyorlar, şehit oluyorlar. Yaşam alanları yıkıntılara, taş yığınlarına dönüyor. Yaşadıkları toprakları terk edip başka ülkelere gitmek için her türlü perişanlığa katlanan insanlar var. Hepsi de barış, huzur ve refah içinde yaşama mücadelesi. Ne yazık ki savaş yine insanlığın yakasını bırakmıyor. Tıpkı Toprak Ana’da olduğu gibi hâlâ acımasızca yok ediyor insanı, toprağı ve geçmişin izlerini… Cengiz Aytmatov işte bu denli önemli bir gerçeğe de çarpıcı, duygu yüklü bir dille ortaya koyuyor. Maysalbek’in anasına yazdığı mektuptaki şu sözlerde olduğu gibi:

        

   “… Savaşı biz istemedik ve biz başlatmadık. Bu savaş, herkesi canevinden vuran çok büyük bir felakettir. Bu canavarı devirip etkisiz hale getirmek için kanımızı dökmemiz, canımızı feda etmemiz gerekiyor. Aksi halde insanlığa layık olamayız. Benim idealim savaş kahramanı olmak değildi, ben daha mütevazı bir amaç seçmiştim: Bir öğretmen olmak istiyordum. Candan istediğim şey öğretmen olmaktı.  Ama beyaz tebeşir ve cetvel yerine, elime asker tüfeği almak zorunda kaldım. Bunun sorumlusu da ben değilim. Yaşadığımıuz devir böyle istedi. Çocuklara bir defa bile ders vermek nasip olmadı.

     Bir saat kadar sonra, vatan için görevimi yapmak üzere buradan gideceğim. Bu gidişin dönüşü olmayacak… Halk adına, zafer adına, insan için güzel olan her şey adına gidiyorum.

     Bu benim son mektubum, son sözlerimdir. Anacığım! Bin defa, binlerce defa hep sana, senin ana yüreğine sığınacağım, sana sonsuza kadar borçlu kalacağım…

      Ağlama anacığım ağlama. Hiç kimse ağlamasın. Gözyaşı dökmenin zamanı değil artık.

      Beni bağışla anacığım. Elveda…”

                                                                                                          Öğretmen oğlun

                                                                                                  Teğmen Maysalbek Suvankulov

                                                                                               Cephe, 9 Mart 1943, Gece yarısı”

                                                                                                                                                        ( 92.s.)

     Eserin her sayfası, okuyucuda, iz bırakacak bir akış ve etkili bir anlatımla akıp gidiyor. Tolgonay’ın Toprak Ana’yla dertleşmesi, köydekilerin dayanışması, yaşama sevinci, mücadele, aşkın ve bağlılığın muhteşem gücü… Bazı eserler vardır ki üzerinizde bıraktığı etki ve size verdiği güçlü mesajlarla unutulmaz olur. Tavsiye edersiniz çevrenizdekilere. Her kitap elbette aynı güce sahip değildir ama yine de okuduğumuz her kitabın küçük de olsa bir dokunuşu olur hayatımıza, hayat karşısındaki tavrımıza, insanlığımıza…

     Toprak Ana, adı gibi güçlü, etkili güzel tohumlar ekiyor yüreğimize. Mücadele, sevgi, dayanışma, bağlılık, aşk ve inancın verdiği güçle karşılaştığımız zorluklardan kaçmamayı ve her acıya, her güçlüğe rağmen umut etmek için bir sebep bulabilmeyi öğretiyor. Tıpkı Aliman’ın Tolgonay Ana’yla acıları göğüslemeyi, umutla beklemeyi öğrenmesi gibi. Tıpkı Tolgonay Ana’nın torun sevgisiyle hayata tutunmayı ve tüm acıları ana yüreğine gömmeyi başarması gibi. Bazen gömersin acıları ama üstinde umutlar yeşertmeden gömersen o acılar seni ve sana umut bağlayanları kurutur. Tekrar yeşermeli toprak. Başka çaresi yok insanoğlunun! Cengiz Aytmatov bir ananın acı dolu yüreğinde yeşertmiş umudu.

         Her okuduğunuz kitabın yüreğinizde güzel umutlar yeşertmesi dileğiyle!

 

                                                                                                                         8 Mart 2020

 

NOT: Tolgonay Ana gibi yüreğinden sevgiyi, umudu, sabrı eksik etmeyen mücadeleci, emektar tüm kadınların, bihassa yüreği yanık ama başı dik olan şehit analarının, eşlerinin Dünya Kadınlar Günü’nü en içten dileklerimle kutluyorum! 

 

 Kitaptan Bölümler:

 

“… O güne kadar öyle lezzetli ekmek yemediğimi söyleyebilirim. Bu, emekçi oğlumun nasırlı ellerinden çıkan ekmekti. Tarlayı süren, buğdayı yetiştiren, hasadı kaldıran, tarlada çalışan insanlarımızın, halkımızın ekmeğiydi. Kutsal ekmek!..” (27.s.)

 

“İyilik, yola düşen, yoldan toplanan bir şey değildir. Tesadüfen ele geçen bir şey değildir. İnsan iyiliği ancak başka bir insandan öğrenir.”( 68.s.)

“Savaşın keskin baltası kendilerini de yıkmıştı, umutlarını da…” ( 73.s.)

      

“ … Ekmeği aldım, bereketli olması için duamı yaptım ve ilk lokmayı ağzıma götürdüm. İşte o zaman pek bildiğim bir koku geldi burnuma.  Çifçilerin, tarım araçlarını kullananların ellerinin kokusuydu bu. Bu ekmek petro kokuyor, olgun başak kokuyordu. Evet, eskiden olduğu gibiydi her şey. Lokmamı yutarken gözyaşlarımı tutamadım: ‘Ekmek, ölümsüzdür, iş de ölümsüzdür!’ dedim içimden…” (133.s.)

                                                         

 “ Ey besleyici Toprak Ana, hepimizi bağrına basan sensin. Onlarla sen konuş Toprak Ana, insanlara sen anlat!

  • Hayır Tolgonay, onlarla sen konuşmalısın. Sen kadınsın. Sen her şeyin üstündesin, daha bilgesin. Bir insansın! Onlara sen anlat!”

        

 

 

BENZER İÇERİKLER

Ömer Seyfettin’in Gurultu Öyküsü Konusu Özeti İncelemesi

Editor

Honoro de Balzac Tılsımlı Deri Romanı Hakkında Konusu Özeti

Editor

Mahcupluk İmtihanı Oyunu Kitabı ve Ömer Seyfettin

Editor

Yorum bırak

* Bu formu kullanarak yorumlarınızın bu web sitesi tarafından saklanmasını ve yayınlanmasını kabul etmiş olursunuz.

İnternet sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz ve internet sitemize yapacağınız ziyaretleri kişiselleştirebilmek için çerezlerden faydalanıyoruz. İstediğiniz zaman çerez ayarlarınızı değiştirebilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku

Gizlilik ve Çerez Politikası
// load google analytics code if (($googleanalytics != '0') and ($googleanalyticscode)) { ?>